Notit

Yazar adı: Süleyman Mansuroğlu

580 TB Kapasiteli Manyetik Bant Kaseti

[New Atlas yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 19.02.2021
Yazar: Süleyman Mansuroğlu
Ortalama Okuma Süresi: 3 dakika

YENİ MANYETİK BANT KAPASİTESİ REKORU KIRILACAK

        Manyetik bant, oldukça modası geçmiş bir veri depolama teknolojisi gibi görünebilir, ancak yoğunluğu ve kapasitesi büyük veri merkezleri için hala aşılması zor. Şimdi, IBM ve Fujifilm, rekor kıracak 580 TB kapasiteye sahip bir prototip manyetik bant kaseti oluşturmak için bir araya geldi.

        Çok fazla depolama şekli geldi ve gitti, ancak manyetik bant 1952’deki icadından beri önemli bir depolama ortamı haline geldi. Bunun nedeni dayanıklılığı, yoğunluğu, düşük maliyeti, uzun ömürlülüğü, enerji verimliliği ve ölçeklenebilirliği – tabii ki bunlar yıllar boyunca gelişti.

        En yeni prototip kaset, eğer açarsanız sadece 0,0043 milimetre kalınlığında ve 1,3 kilometre uzunluğunda olan 6,45 cm2 bandı başına 40 gigabayt sıkıştırmayı başarıyor. Bu, yaklaşık 580 TB’lık devasa bir toplam veri kapasitesi ekliyor ve bu, IBM’in 2017’de 330 TB kapasite için 63,5 Gigabayt / cm^2 kaset ürettiği önceki rekorunu oldukça iyileştiriyor.

Kaset yapıları karşılaştırması

       

        Yeni rekora izin veren ana gelişme, Fujifilm tarafından geliştirilen yeni kaset malzemesiydi. Mevcut bantların çoğu manyetik baryum ferrit (BaFe) parçacıklarıyla kaplanmıştır, ancak bu sefer şirket stronsiyum ferrit (SrFe) adı verilen yeni bir kimyasal bileşen kullandı. Bu yeni bileşen, BaFe parçacıklarına göre yüzde 60 daha az fiziksel alan kaplıyor ve daha fazlasını bir bant bölümüne sıkıştırılmasına izin veriyor. Ayrıca, manyetik olmayan yeni bir alt katman, bandın düzgünlüğünü de geliştirerek okuma / yazma kafasının yaklaşmasına izin veriyor.

        IBM’in prototipteki rolü, bu okuma / yazma kafalarının yanı sıra bunları kontrol eden eyleyicileri ve servoları geliştirmekti. Şirket, yeni geliştirilen kafaların, doğruluk için dünya rekoru olan 3,2 nanometre dahilinde konumlandırılmasına izin verdiğini söylüyor.

        Bu bant kasetleri, dünya çapında sürekli artan miktarda üretilen, işlenen, depolanan ve aktarılan veriyi işlemek için hayati önem taşıyan veri merkezleri için özellikle yararlı olacaktır.

 

KAYNAKÇA

ÇEVİRİ | NEWATLAS

BAŞLIK GÖRSELİ | New ATLAS

Kaset yapısı görseli | NEW ATLAS

580 TB Kapasiteli Manyetik Bant Kaseti Read More »

Süper Foton

Maddenin Hali: Bose-Einstein Yoğunlaşması

[Live Science yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 12.02.2021
Yazar: Süleyman Mansuroğlu
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

Maddenin içinde bulunabileceği beş durum arasında, Bose-Einstein yoğunlaşması belki de en gizemli olanıdır. Gazlar, sıvılar, katılar ve plazmalar üzerinde uzun süredir çalışılırken, Bose-Einstein yoğuşmaları 1990’lara kadar laboratuvarda üretilememişti.

Bir Bose-Einstein yoğunlaşması, mutlak sıfır değerine kadar soğutulan atom grubudur. Bu sıcaklığa ulaştıklarına atomlar birbirlerine göre neredeyse hiç hareket etmezler. İşte bu noktada atomlar bir araya toplanmaya ve aynı enerji durumuna girmeye başlarlar. Fiziksel açıdan özdeş olurlar ve tüm atom grubu tek bir atommuş gibi davranmaya başlar.

Bir Bose-Einstein yoğunlaşması yapmak için dağınık bir gaz bulutuyla başlarsınız. Birçok deney rubidyum atomlarıyla başlar. Daha sonra enerjiyi atomlardan uzaklaştırmak için lazer ışınlarını kullanarak soğutursunuz. Bu işlemden sonra bilim insanları onları daha da soğutmak için buharlaştırmalı soğutma kullanıyorlar. Buffalo Üniversitesi’nde fizik profesörü olan Xuedong Hu, “Bir Bose-Einstein yoğunlaşmasına düzensiz, kinetik enerjinin potansiyel enerjiden daha büyük olduğu bir durumdan başlıyorsunuz fakat onu soğutunca katılar gibi bir örgü oluşturmaz” diyor. Bunun yerine, atomlar aynı kuantum hallerine düşer ve birbirinden ayırt edilemezler. Bu noktada atomalar, fotonlar gibi ayıramayacağınız parçacıklara uygulanan Bose-Einstein istatistiğine uymaya başlarlar.

TEORİ VE KEŞİF
Bose-Einstein Yoğunlaşması teorik olarak ilk defa Hintli fizikçi Satyendra Nath Bose (1894-1974) tarafından öngörüldü. Bose, kuantum mekaniğindeki istatistiksel problemler üzerinde çalışıyordu ve fikirlerini Albert Einstein’a gönderdi. Einstein bunların yayınlanması gerektiğini düşünüyordu. Daha da önemlisi Einstein, Bose’nin hesaplamalarının -daha sonradan Bose-Einstein istatistiği oalrak bilinir- atomlara olduğu kadar ışığa da uygulanabileceğini gördü.
İkisinin bulduğu şey, normalde atomların belirli enerjilere sahip olması gerektiğiydi Aslında kuantum mekaniğinin temellerinden biri, bir atomun veya diğer atom altı parçacığın enerjisinin nedensiz olamayacağıdır. Örneğin elektronların bulunmaları gereken ayrı “yörüngeleri” olması ve bir yörüngeden veya enerji seviyesinden diğerine düştüklerinde belirli dalga boylarına sahip fotonlar vermelerinin nedeni budur. Ancak atomları mutlak sıfır derecesinin milyarda biri kadar soğutunca, bazı atomlar aynı enerji seviyesine düşerek ayırt edilemez hale geliyor.

Bose-Einstein yoğunlaşmasındaki atomların “süper atomlar” gibi davranmasının nedeni budur. Nerede olduklarını ölçmeye çalışıldığında, ayrı ayrı atomları görmek yerine, bulanık bir top görür.

Maddenin diğer durumlarının tümü, adını fizikçi Wolfgang Pauli’den alan Pauli Dışlama İlkesi’ne uyar. Pauli (1900-1958) fermiyonların – maddeyi oluşturan parçacık türleri – aynı kuantum hallerinde olamayacağını söylüyor. Bu nedenle, iki elektron aynı yörüngede olduğunda, dönüşlerinin zıt olması gerekir, böylece toplamları sıfır olur. Bu da, kimyanın bu şekilde çalışmasının ve atomların aynı anda aynı alanda bulunmamasının bir nedenidir. Bose-Einstein yoğuşmaları bu kuralı çiğniyor.

Teori, maddenin bu tür durumlarının var olması gerektiğini söylese de Colorado’daki Astrofizik Enstitüsü’nden (JILA) Eric A. Cornell ve Carl E bir tane yapmayı başararak 2001 Nobel Fizik Ödülü’nü aldılar.
Temmuz 2018’de Uluslararası Uzay İstasyonunda yapılan bir deney, bir rubidyum atomu bulutunu mutlak sıfırın on milyonda birine kadar soğutarak uzayda bir Bose-Einstein yoğunlaşması üretti . Deney şu anda uzayda bildiğimiz en soğuk nesnenin rekorunu elinde tutuyor, ancak henüz insanlığın yarattığı en soğuk şey değil.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | Live Science

BAŞLIK GÖRSELİ | Jan Klaers, University of Bonn

Maddenin Hali: Bose-Einstein Yoğunlaşması Read More »

DIAMOND NANO PİLLER

[NDB Technology açıklamasından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 09.02.2021
Yazar: Süleyman Mansuroğlu
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

Diamond nano piller kendi kendine şarj olabilen, bunu yaparken de yüksek güç çıkışı verebilen uzun ömürlü pillerdir. Uzun kullanım demişken binlerce yıldan bahsediliyor. Tipik olarak bir yarı iletken, metal ve seramiğin kombinasyonundan oluşan bu piller iki bağlantı yüzeyi ile yük topluyor. Genel bir pil sistemindeki gibi pozitif ve negatif temas yüzeyi oluşturabilmek için bu sistemlerden bir yığın oluşturuluyor. Bu yığının her katmanı yüksek bir enerji çıkış kaynağından oluşuyor. Bu şekilde sistemin genel verimliliğini arttırıp ürün için çok katmanlı bir güvenlik kalkanı sağlıyor.

Peki elektriği nasıl üretiyor?

 

RADYASYONDAN ELEKTRİĞE

Tüm radyoizotoplarının yüksek miktarda ısı ürettiklerini biliyoruz. İzotopların önceden bahsettiğim katmanların arasında en uygun yerlere yerleştirilmesi, bulunduğu yerdeki tek kristalli elmas nedeniyle de ortaya çıkacak olan esnek olmayan saçılmayı kolaylaştıracaktır. Bu tasarım sayesinde de ısının radyo-izotop tarafından absorbe edilmesini önler ve kullanılabilir elektriğe hızlıca dönüştürülmesini sağlar.

NDB şirketi radyoaktif atıkların geri dönüştürülmesinin pek çok kişinin ilgilenmediği bir konu olduğunu belirterek, pillerde sürdürülebilirliği sağlamak ve güvenli, emniyetli bir ortamda temiz bir enerji kaynağı teşvik etmek için nükleer yakıtı yeniden işleyerek ve geri dönüştürerek yeniden kullanmayı hedefliyorlar. Bor katkılı tek kristalli elmas ile sistemden her yönden yararlanmaya çalışan NDB şirketi alfa ve betanın yanı sıra fazla nötron radyasyonlarının da bor-10 katkısı kullanarak alfa ışınına dönüştürüyor. İnce film yapısı sayesinde esnek tasarım yapısı olan bu piller uygulanacak yere göre her şekil ve biçimde olabilecek bu da pillerin her türlü pazara girebileceğini gösteriyor.

 

ENERJİ ÜRETİMİNDE BU PİLLERİ KULLANMAK GÜVENLİ Mİ?

Piller, bilinen en termal iletken olup aynı zamanda içindeki radyasyonu tutma kabiliyetine de sahip olan poli-kristal elmas tabakasıyla kaplı olacak. Bu malzeme paslanmaz çelikten yaklaşık on iki kat daha serttir. Bu da pilleri kurcalanmaya karşı korumalı ve son derece sağlam hale getiriyor. Pil sistemindeki yüksek enerji kaynağı çalışma sırasında ısı üretecektir. Sistemdeki ısıyı optimum seviyede tutabilmek adına elmas dış kaplamaya termal bacalar yerleştirdiler. Pil sistemi içerisinde nükleer güç kaynağı bulundurmak nükleer yayılma sorununu ortaya çıkarır. Bu sorunu çözmek için de pillerin içerisine güç üretimi dışında kullanımı engelleyen bir iyon yerleştirme yöntemiyle kilit sistemi oluşturdular.

 

NE OLACAK?

Cep telefonları, bilgisayarlar, arabalar kısacası elektrikle çalışan her şey için devrim olabilecek ve gelecekte beklenen yeni teknolojilerden bize bir fikir verebilecek bir girişim. İnsanlığın şimdiki hayatında azımsanmayacak ölçüde büyük bir ihtiyaç olan enerji ihtiyacını karşılayabileceğini düşünüyorum. Pillerin enerji üretiminde nükleer atık yaratmaması küresel ısınma ve atık birikimini önleme konusunda da çok büyük yardımcı olacağından böylesine bir araştırma insanların hayatını kolaylaştıracaktır.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

NANO DIAMOND BATTERY | NDB TECHNOLOGY

BAŞLIK GÖRSELİ | NDB TECHNOLOGY

DIAMOND NANO PİLLER Read More »

Mükemmel İnsan Bedeni Tasarlamak

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 21.01.2021
Yazar: Süleyman Mansuroğlu
Editör: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 10 dakika

        İnsan anatomisi neredeyse çoğu işi yapabilmemize olanak sağlıyor, peki mükemmel mi? Evrimleşen vücudumuz zaman geçtikçe bizi atalarımızdan farklı bir tür haline getirdi ve ortak atamızdan evrimleşen diğer akrabalarımızın yapabildiği bazı özellikleri yitirdik ya da hiç kazanamadık.

        Yaşlandıkça yüksek frekansı işitemeyiz, yemek yerken soluk borumuza yiyeceğimiz kaçarsa ölebiliriz, kalp atardamarlarımız az sayıda ve dar olduğundan biri tıkanırsa ölme riskimiz çok yüksek gibi örnekler verilebilir. Anatomi uzmanı Alice Roberts bu tür sorunları araştırıp hayatımızı kolaylaştıracak bazı özellikleri diğer hayvanlardan kopyalayarak mükemmel insan bedeninin neye benzeyebileceğini ortaya koydu.

İnsan vücudunda bulup değiştirdiği bazı kusurlar:

        Göz Retinası: Işık göz bebeğinden(iris) göze girer ve retinaya çarpar. Retinada bulunan ışık reseptörleri ışığı algılar ve optik sinire nakleder. Optik sinirler retinada son bulduğu için algıladığımız görüntüde bir kör nokta oluşur. Bu alanda fotoreseptör bulunmadığından bu alanda görüntü algılaması yapılamamaktadır. Beyin göremediği bu kör noktayı, gördüğümüz bir cismin etrafındaki bölgeye bakarak, sanal bir görüntü ile tamamlar. Ahtapotların gözleri kör nokta oluşturmadığı için daha gerçekçi görüntü görürler. Alice Roberts bu kusuru çözmek için ahtapotlardaki gözü kullandı.

        Kulaklar: İç kulaktaki minik tüyler yani işitme kılları yenilenmediğinden dolayı yaşlandıkça yüksek frekanslı sesleri işitme yetisini kaybederiz. Bunun üstesinden gelmek için ya saç hücreleri gibi yenilemek ya da kulağa gelen sesi arttırmak gerekiyor. Alice Roberts bu kusuru çözmek için Çok geniş bir frekans aralığını duyabildiği, hareket ve dönme kabiliyeti bulunan büyük bir çift kedi kulağı kullanmayı tercih ediyor. 

        Soluk borusu: Soluk borusu ve yemek borusu yutakta birleşiyor. Bu da yediğimiz şeyin nefes alırken soluk borusuna kaçabiliyor ve boğulma tehlikesine sebep oluyor. Bunu önlemek için soluk borusu ve yemek borusunu ayırıyor. 

        Solunum: Akciğerlerimizdeki hava akışı çift yönlüdür. Havanın girdiği ve çıktığı yer aynıdır. Kuşlarda ise hava karın ve göğüs bölgesindeki hava keselerine doğru nefes alır ve başka bir yoldan geri verirler. Bu sayede karbondioksiti atmak daha kolay hale gelir ve oksijen emilimi artar. Araştırmacı Alice Roberts kuşlarda olan bu özelliği tasarladığı insana aktarmayı tercih etti.

        Kalp: Kalp krizinin en büyük sebeplerinden biri damar tıkanıklığı. Her insanın kalp kasına oksijenli kan taşıyan bir çift koroner atardamara(arter) sahiptir. Bu iki damar arasındaki bağlantı yok denecek kadar küçük. Bir koroner atardamar tıkanırsa, kalp kaslarının bir bölgesi ölümcül bir şekilde hasar alır. Köpeklerde kalp anatomisi daha farklıdır. Köpeklerde arterler arasında bolca bağlantıya sahiptir, böylece kalbe giden damarların birinde bir tıkanıklık olursa diğer damar devreye girebilir. Alice Roberts bu kusuru çözmek için köpeklerdeki damar ağına benzer bir yapı kullandı.

        Omurga: Uzun, esnek bel omurlarımız birçok yönden harikadır ancak dezavantajları da vardır. Bel omurları büyük bir yük taşırlar ve yaşlandıkça, omurlar arasındaki diskleri merkezde tutan bağlar kurur. Disk dışarı çıkabilir ve fıtığa dönüşmüş disk sinirlere baskı yaparak sırt ağrısına sebep olur. Şempanzelerde omurga daha düz ve daha kısa. Ayrıca onlarda leğen kemiği daha kavrayıcı olduğu için omurga daha sabit kalıyor. Araştırmacı “Burada belimi feda ediyorum ancak biyomekanik avantajların buna değer olduğunu düşünüyorum” diyerek yaptığı yeni insan modelinde şempanze omurunu kullandı.

        Doğum: Büyük başlı bebekler yani biz bazı kadınlar için doğumu zorlaştırabilir.Ya keseli hayvanlardan, yavruları erken doğuran ve sonra anneden bağımsız olmaya hazır olana kadar onları bir kese içinde tutan hayvanlardan, evrimleşseydik? Kangurularda yaklaşık fasulye büyüklüğünde bir bebek doğuyor -7 haftalık bir insan embriyosu büyüklüğünde- ve kokuyu takip ederek kesenin içine giriyor. Kesenin içerisinde ise memeye asılıp aylarca buradan besleniyor. Bu özellik insanda olsaydı insanın memeleri kesenin içinde olması gerekir ve bu da çok farklı görünecektir. 

Tasarlanan heykel ve Alice Roberts

        Bacaklar: “Primat bacaklarımızla yürüyebilir, koşabilir ve tırmanabiliriz. İnsan dizi karmaşıktır ve çeşitli şekillerde başarısızlığa eğilimlidir. Bacaklarda oldukça fazla kas kütlesi vardır ve bu da onlar hareket ettirmeyi zorlaştırır” diyen Alice Roberts, yine iki ayaklı ancak koşmada çok iyi olan ve kasları vücudun merkezine daha yakın deve kuşlarından örnek almış. Devekuşlarında ayrıca büyük tendonlar sayesinde de şok emilimi sağlayan bir yapı da vardır. Bu özellikle de insan tırmanma yetisini kaybediyor. 

        Cilt: Soluk cilt güneş yanığına eğilimlidir. Bu da kanser riskini arttırır. “Koyu bir ten tercih edebilirim fakat soluk bir ten de düşük ışıkta daha verimli D vitamini üretimine izin verebilir. İstenildiğinde soluk ve koyu arasında anında renk değiştiren cildi bazı kafadanbacaklılar yapabiliyor. Onlardan bu numarayı ödünç alıyorum” diyerek ekliyor.

        Bu çalışma sonucunda ekleyebiliriz ki; canlıların, ortak atalardan da gelse, üreme, beslenme, korunma gibi ihtiyaçlarının farklı çevre koşullardında üzerlerinde farklı özellikleri geliştiriyor. Bu özellikler canlıları çevre koşullarına daha uyumlu hale getirdiğini ve nesiller boyunca gelişip yavru bireylere aktarılarak, farklı canlı türlerini meydana getirdiğini görüyoruz. Avantaj yaratan bu özellikler aynı türün başka özelliklerini geliştirmemiş gibi gözükse de bu, canlı türde bir özelliğin, diğer özelliklerden daha fazla ihtiyacı olduğunun göstergesidir. Bu çalışma sonucunda oluşturulan “avatar” gibi bir insan modeli daha gelişmiş gibi gözükse de çalışmanın sonucunda araştırmacı insan vücudu üzerinde birçok değişiklik yaparken insandaki başka özelliklerden vazgeçmek zorunda kaldı. Evrimsel sürecin bizi bir sonraki hangi türe evrilteceğini bilmesek de bu değişim bütün canlı türleri için kaçınılmazdır.

        Siz yeni bir insan vücudu tasarlasaydınız vücudunda neyi değiştirirdiniz?

Alice 2.0 Heykeli

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ARAŞTIRMA | ALICE ROBERTSalıce roberts ve heykel GÖRSELLERi | ALICE ROBERTS

APE | AMERICAN ASSOCIATION FOR ANATOMY

KEDİ | Understanding Cats By Shana T.Jenkins, hgtv.com

Ahtapot | Kingston, A.C.N., Kuzirian, A.M., Hanlon, R.T., and Cronin, T.W. (2015). Visual phototransduction components in cephalopod chromatophores suggest dermal photoreception. Journal of Experimental Biology. 218: 1596-1602.Ahtapot | Ramirez, M.D. and Oakley, T.H. (2015). Eye-independent, lightactivated chromatophore expansion (LACE) and expression of phototransduction genes in the skin of Octopus bimaculoides. Journal of Experimental Biology. 218: 1513-1520.

Evrim | On the Origin of Species – Charles Darwin

 

Mükemmel İnsan Bedeni Tasarlamak Read More »

Stres Altında Olabilirsiniz

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 17.01.2021
Yazar: Süleyman Mansuroğlu
Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Bu çok normal!

        En temel düzeyde, stres vücudumuzun bir durumdan veya yaşam olayından kaynaklanan baskılara verdiği tepki, düşünce yoğunluğudur. Strese katkıda bulunan şeyler kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir ve sosyal ve ekonomik koşullarımıza, içinde yaşadığımız çevreye ve genetik yapımıza göre farklılık gösterir.

Kendimizi stresli hissetmemize neden olabilecek şeylerin bazı ortak özellikleri arasında yeni veya beklenmedik bir şey deneyimlemek, kendinizi tehdit eden bir şey veya bir durum üzerinde çok az kontrolünüz olduğunu hissetmek yer alır.

        Her insanın hayatına stres faktörü etki eder. Stressiz bir hayat yaşamak neredeyse imkansızdır. Stresi her zaman olumsuz yönde etkileyen bir faktör olarak algılamak yanlıştır. Stres aynı zamanda beynin kendisini ve vücudu korumak için verdiği tepkidir. Başta söylediğimiz gibi bu çok normal!

        Strese girmemize sebep olan birçok etken vardır. Fiziksel olarak yorgun olduğunuz bir dönemde günlük rutininiz size zor gelebilir ve strese yol açar. Sosyal medyada çok fazla vakit geçirmek, içeriklerde insanların sürekli mutlu olduklarını görmek size huzursuz edebilir ve strese yol açar. Beklenmedik bir şekilde aniden karar verme zorunluluğu strese yol açtığı gibi sonrasında da stres durumu devam eder. Alışkanlıklarınızdan vazgeçmeye ya da değiştirmeye çalıştığınızda strese girersiniz. Olağanüstü durumlarda – deprem, sel gibi – ve travma niteliğindeki olaylarda strese girebilirsiniz. Stres altında vücudumuzda biyokimyasal değişimler olur. Bunun sonucu olarak nabız artışı, aşırı terleme, seste titreme en fazla dışarıdan fark edilebilecek belirtilerdir. Stres kişide; odaklanma zorluğu, tedirginlik, uyuşukluk, duyguların yoğunlaşması ve daralma, bulunduğu alanda küçülme isteği yaşamasına neden olur. Bu duygular kişinin  ruh sağlığını kötü etkilediği ve sonrasında psikolojik bir hastalığa dönüşmemesi için kişinin bu etkilerden kurutulması gerekir.

        Stresin etkilerinden kurtulmak için her insan farklı şekilde davranabilir, kendine has çözümler üretebilir. Yürüyüşe çıkmak, temiz hava almak veya soğuk suyla duş almak stresten kurtulmak için yapılan bazı eylemlerdir. Bu eylemler stresi ve etkilerini baskılayabilir fakat sürekli stres altında kalınmaması için problemi, sorunu çözmeye çalışmak, problem çözme becerilerinde kendini geliştirmek stresin etkilerinin hızlı geçmesine olanak sağlar. Bununla beraber detaylı planlama ve önceliklerini belirlemek stresin ortaya çıkma sıklığını azaltır. Doğru ve etkili iletişim stresi dengeli seviyede tutmakta oldukça yardımcı olur. Bahsettiğimiz çözüm yöntemleri birer tavsiye niteliğindedir. Eğer kendinizi yoğun stres altında hissetmeye devam ediyorsanız bu konuda profesyonel destek almanız gerekir.

        Bütün unsurlar ve kuramlar sonucunda stres korkulacak ya da kişinin hayatını sürekli kötü etkileyecek bir şey değildir. Yapılması gereken stresi yönetmektir.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

Köroğlu E. (2009). Stres Yönetimi ve Gevşeme.E. Köroğlu. Kendinize Yatırım Yapın. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.

Uçar F. (2004). Streste Zihnin Rolü ve Strese Bağlı Zihinsel/Ruhsal Hastalıklar.

Türk Psikoloji Bülteni. Sayı 34-35. Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Onbaşıoğlu M. (2004). Stresle Baş Etmede Zihinsel Yöntemler. Türk Psikoloji Bülteni. Sayı 34-35. Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Gökçe F. S. (2004). Stres Yönetimi; Bedene Yönelik Teknikler. Türk Psikoloji Bülteni. Sayı 34-35. Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Black D. (1994) Tıp, İlaçlar ve Zihin. (Ed) M. H. Şahin Stresle Başa Çıkma.

BAŞLIK GÖRSELİ |  People vector created by pch.vector – www.freepik.com

 

Stres Altında Olabilirsiniz Read More »

Kıvrılabilir Ekran Teknolojisi – OLED

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 08.01.2021
Yazar: Süleyman Mansuroğlu
Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

        Kıvrılabilir ekranlar aslında uzun zamandır hayatımızdalar. Samsung’tan kenarları kıvırtılmış telefon ekranlar, LG’den bükülmüş televizyonlar ve Apple, Iphone X ile beraber bu teknolojiyi kullanmaya başladı fakat şu anda rekabet başka boyutlarda: Katlanabilir Ekran. Peki nedir bu katlanabilir, kıvrılabilir ekranlar? Neden önemliler?

        Çoğu cihazda LCD ekranlar bulunur. LCD (Liquid Crystal Display) ekranlar bir cam anodunun üzerinde panel ve onun üzerinde de yine cam olarak üç katmandan oluşuyor. Bu yapısı sebebiyle arka camda eğilip bükülmeyle kırılabilir. Kırıldığı için de ekran yapısı bozulur ve görüntü gelmez. Ekranın kıvrılabilmesini sağlayan ekran türünün adı OLED’tir. 

        OLED ekran nedir? OLED (Organic LED) ekran dört katmanda oluşur: Anot, Organik İletken, Organik Salım ve Katot. OLED ekranların temel çalışma prensibi, akım katottan anoda geçerken aradaki organik tabakaların ışık şeklinde enerji salmasıdır.

OLED Ekran Katmanları

                                                                         

        OLED ekranda, ekranın ışık yayan kısmı olan pikseller aslında ekranın içine gömülüdür yani ledler bir camın arkasından yansıtılmıyor direkt olarak kullanılan materyalin içindedirler. OLED ekran teknolojisi ilk kullanılmaya başlandığında anot cam materyalinden yapılıyordu. Esnek ekranlar cam yerine plastik kullanılanlardır. Kullanılan plastiğin esnekliğine ve kırılma direncine bağlı olarak da ekranları kıvırabiliyorlar.

        Şu anda kullanılan telefonların çoğu OLED ekran kullansa da en üst tabakaya ekranı darbelerden ve sudan koruyacak bir cam ekliyorlar. Bunun sebebi OLED ekranların su ile temas anında yapısının bozulmasıdır. Bu sebepten dolayı da hareketli bir sistem yapılamıyordu. Yeni tanıtılan teknolojilerle beraber (Samsung Galaxy Fold, Huawei Mate X, Motorola RAZR) bu sorunu ortadan kaldırmış gibi gözüküyor. Aktif kıvrılabilir yani katlanabilir bir ekran plastiği üretebildiler yani aslında siz eğer o telefonları kullanacaksanız ekrandaki cama değil direkt olarak ekrana dokunuyor olacaksınız. Yine de sorunlar bitmiş değil, hala ekranların katlanma açısı büyük ve fiziksel menteşeler kullanılıyor.


Katlanma Görselleri
Kıvrılabilir ekranlar neden önemli? Bu ekranları sadece cep telefonları üzerinde kullanılabilir gözüyle bakmak büyük bir yanlış olur. Uzun bir süredir var olan E-Kâğıt teknolojisinin OLED ekranlarla birleşmesi, giyilebilir teknolojiler ve rulo şekline getirebileceğiniz ekranlar teknolojiye yeni bir soluk ve bakış açısı getirecek.

 

 

KAYNAKÇA  & İLERİ OKUMA

OLED | ossıla

Oled ekran katmanları | osılla

KATLANMA Görselİ | GOOGLE PATENTS

BAŞLIK GÖRSELİ | LG

Kıvrılabilir Ekran Teknolojisi – OLED Read More »

Uçan Taksi 2024 Kalkışı İçin Hazırlandı

[E&T yazısından çevirilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 02.01.2021
Yazar: Süleyman Mansuroğlu
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

        Bristol merkezli bir mühendislik şirketi, VA-1X adlı, beş yolcuya kadar taşıyabilen ve 2024’te ticari uçuşlara başlayacak olan “uçan taksi” yi tanıttı.

Developers Vertical Aerospace (VA) adlı şirket, aracın “dünyanın ilk sertifikalı, tamamen elektrikli Dikey Kalkış ve İniş (eVTOL) uçağı” olacağını ve bunu İngiltere’de üretmeyi planladığını söyledi.

        VA-1X, 160 km ‘ye kadar kullanılabilir bir menzil ile yaklaşık 240km/h hızla seyir yapabilecek, örneğin yolcuların İstanbul’dan Bursa’ya iki buçuk saatlik sürüşe kıyasla yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk yapabilecekleri anlamına geliyor.

        VA-1X, yoğun trafik sorununu aşacak ve ticari havayolları ile aynı güvenlik standartlarına göre sertifikalandırma olacaktır. VA, elektrik motorunun yolculukların tamamen emisyonsuz olacağı anlamına geleceğini söyledi.

VA-1X İçin Tasarlanan Yolcu Kabini

        Firmanın nihai amacı, VA-1X’i helikopter uçuşlarından daha ucuz hale getirirken, çevre dostu hava yolculuğunun önündeki en büyük engellerden birini ortadan kaldırmaktır.

        Hava taksi hizmetleri fiyatlarının başlangıçta bir helikopter uçuşu ile özel bir araba arasında olacak ayrıca benimsenme arttıkça fiyatın düşmesi bekleniyor.

        VA-1X, dağıtılmış itici güç sistemi sayesinde bir helikopterden yaklaşık 30 kat daha sessiz olup bu sayede gürültü kirliliğini azaltmış olacak.

        15 metre kanat açıklığına ve 13 metre uzunluğa sahip olan bu uçak, mevcut helikopter pistlerinden kalkış ve iniş yapabilecek ve kablolu uçuş kontrol sistemleri uçmayı kolaylaştıracak.

        Uçabilen elektrikli kısa mesafeli araçlar geliştirme çabaları son yıllarda artıyor; Alman start-up Lilium, rakip bir aracın erken uçuş testini Ekim ayında tamamlıyor ve Uber, havadan taksi rotalarını yönetmek için yazılım geliştirmek için Nasa ile ortaklık yapıyor. Bu alanda bir dizi başka şirket de faaliyet göstermekte.

        Vertical Aerospace CEO’su Michael Cervenka, “eVTOL teknolojisi, ticari havayollarının güvenliğini uçuşu elektrifikasyonunun yıkıcı çevresel ve maliyet avantajlarıyla birleştirerek seyahatte devrim yaratacak” dedi.

        “VA-1X’in piyasaya sürülmesiyle, eVTOL’u kitlesel pazara benimsemeye bir adım daha yaklaştırmaktan ve havacılığın bir sonraki çağını desteklemekten gurur duyuyoruz.”

        “Vertical Aerospace olarak, insanların dünyaya zarar vermeden A noktasından B noktasına hızlı ve ekonomik bir şekilde gidebilmeleri gerektiğine inanıyoruz – VA-1X ile bu vizyon beş yıldan kısa bir süre içinde gerçekleşmeye başlayacak.”

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | E & T Engıneerıng and Technology

va-1x | VERTICAL AEROSPACE

BAŞLIK GÖRSELi | VERTICAL AEROSPACE

yolcu kabini GÖRSELi | VERTICAL AEROSPACE

 

Uçan Taksi 2024 Kalkışı İçin Hazırlandı Read More »

Scroll to Top