Notit

Uzay

TÜRKLER UZAYDA

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 10.02.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin Milli Uzay Programı’nın tanıtımında yaptığı açıklamaların ardından gündeme geldi.

Peki nedir bu Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ?

        Türkiye Uzay Ajansı (TUA) 13 Aralık 2018 tarihinde idari ve mali özerkliği ile özel bütçeye sahip olarak,  Millî Uzay Programını hazırlamak ve hayata geçirilmesi için düzenlemeler yapmak amacı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı tarafından kuruldu. Asli görevi uzay ve havacılık bilimi ve teknolojileri için orta ve uzun vadeli hedefleri, temel ilkeleri ve yaklaşımları, hedefleri ve öncelikleri, performans kriterlerini, bunlara ulaşma yöntemlerini ve tümü için kaynak tahsisini içeren stratejik planlar hazırlamaktır.

        TUA’ya verilen en önemli görevlerden bir tanesi Türkiye’nin Milli Uzay Programı’nı hazırlamak oldu. Bu program 2021 yılı ile 2030 yılı dahil bu yıllar arasında izlenecek yolları, amaçları ve kaynakları belirleyecek. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye Uzay Ajansı ile ilgili yaptığı konuşmada TUA’nın ve Milli Uzay Programı’nın 10 ana hedefini açıkladı.

TUA Tanıtım Görseli
TUA Tanıtım Görseli
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN AÇIKLADIĞI 10 STRATEJİK HEDEF
  1. Ay Görevi: 2023 yılında Cumhuriyetin 100. Yılına özel olarak uluslararası anlaşmalar ile yakın dünya yörüngesinde ateşlenecek milli ve özgün hibrit roket ile Ay’a sert iniş gerçekleştirilecek. Bir sonraki aşamada ise ilk fırlatma bu kez milli roket ile yapılacak ve Ay’a yumuşak iniş gerçekleştirilecek.
  2. Yerli Uydu: Yeni nesil uydular geliştirme ve üretmek için dünya ile rekabet edebilecek ticari bir marka ortaya çıkarılacak. Türkiye Uzay Ajansı uydu ve kaynak gereksinimlerini bu şirketten karşılayacak.
  3. Bölgesel Konumlama: Türkiye’ye ait bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi geliştirilecek. Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi kısaca BKZS, bir uydu konumlandırma sistemi ve küresel konumlandırma ve zaman aktarımında Türkiye Uzay Ajansı’nın bir projesidir. Projenin amacı, konumlandırma ve zamanlama bilgilerini mevcut yabancı sistemlerden bağımsız olarak sağlamaktır.
  4. Uzay Limanı: Uzaya erişimi sağlamak için bir uzay limanı kurulacak. Türkiye’nin en uygun fırlatma alanı uygun konuma sahip başka bir ülke içerisinde belirlenip bu noktada fırlatma tesis altyapısı oluşturulacak.
  5. Uzay Meteorolojisi: Uzay meteorolojisi zamana bağlı olarak, uzay ortamındaki değişimin, yer tabanlı teknolojik sistemlere, insan yaşamına ve sağlığına olan etkilerini inceleyen bir disiplindir. Bu alanda yatırım yapılarak uzaydaki yetkinlik artırılacak. Özellikle iyonosfer araştırmaları desteklenecek.
  6. Uzay Nesneleri: Astronomik gözlemler ve uzay nesnelerinin dünyadan takibi konularında yetkinlik kazanılacak. Radyo teleskopları ile bilim insanları uzaydan gelen radyo sinyalleri üzerinde çalışabilecek. Aktif uydular, uzay çöpleri ve asteroidler yerden ve uzaydan izlenecek.
  7. Uzay Sanayisi: Uzaycılık alanında sanayi kümelenmesi ile entegre çalışmalar yürütülecek. Uzay teknolojisi ürünleri ve hizmetleri ihraç edilecek. Yüksek nitelikli insan kaynağı için istihdam oluşturulacak.
  8. Uzay Teknolojileri: ODTÜ ile birlikte yerli ve yabancı yatırımcılarla ev sahipliği yapacak bir uzay teknoloji geliştirme bölgesi kurulacak.
  9. Uzay Farkındalığı: Uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağını geliştirmek amacı ile uzay farkındalığı oluşturulacak.
  10. Türk Astronot: Bir Türk vatandaşı bilim misyonu ile uzaya gönderilecek.

 

Tüm bu stratejik hedefler sayesinde Türkiye’nin uzay alanında görünürlüğü artırılacaktır. Tüm dünyada özellikle SpaceX’in başarıları ile birlikte revaçta olan uzaycılık alanında Türkiye’nin de artık etkin olduğunu görebiliriz. İleriki dönemlerde belirlenen bu stratejik hedefler doğrultusunda uzay artık Türkiye için de ulaşılabilir olacaktır. Bu tür programlar Dünya ile sınırlı kalmayıp uzayın ve evrenin derinliklerine yolculuk ederek hem bilime hem de insanlığın gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

TUA | TÜRKİYE UZAY AJANSI

BAŞLIK GÖRSELİ | TÜRKİYE UZAY AJANSI
TUA TANITIM GÖRSELİ | TÜRKİYE UZAY AJANSI

TÜRKLER UZAYDA Read More »

Ay’a İniş Fotoğraflarında Neden Yıldız Yok

[Curiosity Daily’de yayımlanan makaleden çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 08.02.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

20 Temmuz 1969’da Apollo 11 astronotları Neil Armstrong ve Buzz Aldrin , Ay’a ilk ayak izlerini koymak için Eagle Lunar Modülünden (zavallı Michael Collins’i geride bırakarak) indi. En azından hikaye bu. Vokal bir azınlık, aya inişin Hollywood’da bir ses sahnesinde çekilmiş ayrıntılı bir aldatmaca olduğuna inanıyor.

Kanıtları arasında fotoğrafların ve video görüntülerinin gökyüzünde herhangi bir yıldız göstermemesi de var. Hollywood yapımcıları komplo konusunda nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirler? Aslında, oldukça sıradan bir açıklama var: Kamera ayarları onları yakalamak için ayarlanmadı.

Doğrudan güneş ışığında bir arkadaşınızın resmini çekmek isterseniz, kamera ayarlarınızı iki şekilde yaparsınız. Çok fazla ışığın içeri girmesini önlemek için lens üzerindeki ışık toplama alanını küçük tutan diyaframı daraltırsınız: parlak güneş ışığında göz bebeklerinizin daralmasının nedeni aynı . Ayrıca deklanşör hızını da artırırsınız, böylece kamera sensörü sadece kısa bir süre ışığa izin verir. Aynı arkadaşınızın gece fotoğrafını çekmek isterseniz, muhtemelen deklanşör hızını yavaşlatır ve diyaframı genişletirsiniz, böylece iyi bir çekim için yeterli ışığa izin verebilirsiniz.

Peki ya arkadaşınız gece aydınlatıldıysa? O zaman fotoğrafında ne istediğini seçmen gerekir. Gökyüzündeki yıldızları da dahil etmek istiyorsanız, yavaş deklanşör ve geniş diyafram yeterince ışık alırken çekimi bulanıklaştırmamak için arkadaşınızın ekstra hareketsiz durduğundan emin olmanız gerekir. Diyaframı küçük ve deklanşör hızını yüksek tutarsanız, arkadaşınızın keskin, makul derecede parlak bir resmini çekersiniz, ancak lense yeterince ışık göndermediği için gökyüzü karanlık olur.

Apollo astronotlarının yapması gereken takas buydu. Aydaki gökyüzü Dünya’da olduğu gibi gün ışığını dağıtacak bir atmosfer olmadığı için gece kadar siyahtır. Ancak hata yapmayın: Ay’da öğle vakti, gezegenimizdeki kadar çok güneş ışığı vardır. Bu, ay yüzeyini inanılmaz derecede parlak hale getirir. Apollo fotoğraflarında çekilecek en önemli şey aydaki manzaraydı, bu nedenle kamera bu manzaradan en iyi şekilde yararlanacak şekilde ayarlandı. Sonuç olarak, arka plandaki nispeten sönük yıldızlar çekimlerin hiçbirinde görülmedi. Herhangi bir aldatmaca yok sadece kamera merceğinin bir numarası.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | Curiosity Daily

BAŞLIK GÖRSELİ | NASA

 

Ay’a İniş Fotoğraflarında Neden Yıldız Yok Read More »

Her Şeyi Yiyen Gargantua-1

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 06.02.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        Kara delik öyle bir çırpıda geçilecek bir konu değil ama içinde kafa kurcalayan bir yer var ki o da kurgularda gördüklerimizin ne kadar bilim olduğu…  

Öncelikle;

“Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir.”

        Evet bu kabul ettiğimiz tanımın ufacık giriş bölümüydü. İşin bir de kurgu bölümü var ki çoğumuz “kara delik” ismini ilk orda duymuşuzdur. Bu yazıda “Interstellar” filminde yer alan “Gargantua” olarak adlandırılan kara delik üzerinden kara deliğin ne olduğunu Gargantua’nın ne kadar gerçek olabileceğini anlatmaya çalışacağım. Fazla uzun olmaması için iki bölüme böldüğüm “Her Şeyi Yiyen Gargantua” yazımın bu bölümünde kara delikler hakkında bilimin ne dediğinden bahsedeceğim. Yazıyı daha basit ve anlaşılır tutmak için formüllere ve diğer ayrıntılara burada değinmeden daha basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Interstellar evreninde Gargantua bir geçit gibi bizi A noktasından B noktasına götürdüğünü ve etrafına zamanda büyük bir sapmaya neden olduğunu biliyoruz. 

Peki bu fikre nereden kapıldılar? İçine giren olmadı ya da içinden çıkagelen biri olmadı. Hatta Interstellar yazıldığı yıl daha önce teleskoplarla bile bize kendisini gösteren bir kara delik de olmamıştı. 

        Interstellar’ın yazarları bilimle olabildiğince yakın bir kurgu ortaya koymak istiyorlardı. Bunun için Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde profesör olan kütleçekim dalgaları alanında yaptığı çalışmalarla nobel ödülü kazanan Kip Thorne’dan bilimsel danışmanlık aldılar.

Gargantua Görseli
Gargantua Görseli

        Bu noktada başa geri dönelim Kara deliklere tekrardan bakalım. Kara delikler, yıldızların içerisinde gerçekleşen füzyon tepkimesi bitip helyuma dönüşecek hidrojenleri kalmadığı yani ömürlerini tamamladıktan sonra içlerine çökmesi durumunda oluşan büyük kütleli ama küçük hacimli astrofizik cisimlerdir. Çekim kuvvetleri güçlü ve olay ufukları geniş olduğu için olay ufkundan daha yakında olan cisimleri kendilerine güçlü bir şekilde çekerler. Bunu daha kolay anlamak için 1,889,500X10^24 kg kütleye sahip olan Güneş’in çekirdeğinde üretilen kütlesi 0 kabul edilen, ışık hızıyla hareket eden fotonlar bile sadece 10,000,000 yıl sonra güneşin yüzeyine ulaşabiliyorlar. Eğer Güneş bir kara delik olsaydı, ki bunun olması için çapının 3 km olması gerekirdi, fotonlar dahi yüzeye ulaşamayacaktır. Böylece dışarıya ışık yayamayacağı için karanlık kalacaktı. Kara delikler de isimlerini bu özelliklerinden alıyorlar. 

       Kara deliklerin bir başka özelliği de yüksek kütlesiyle uzay-zamanı bükmesidir. Kara deliğe olay ufkundan daha fazla yaklaşırsanız artık ondan kaçamazsınız çünkü bunun için ışık hızından daha hızlı hareket etmeniz gerekir. Kara deliğin içerisinde düştüğünüzde dikkat etmeniz gereken diğer kara delik özelliği de tekilliktir. Tekillik, kara delik gibi yüksek kütlesel astrofizik cisimlerinin meydana getirdiği uzay-zaman kurallarının çalışmadığı alanlardır. 

Yazımın ikinci bölümünde kara delik hakkında bilimden öğrendiğimiz bu özelliklerinin Interstaller’da nasıl işlendiğini inceleyeceğiz.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

KARA DELİK | WIKIPEDIA

GUNES ENERJİSİNİN KAYNAĞI | TUBITAK

NÜKLEER FÜZYON | WIKIPEDIA

DÜNYA GÜNEŞ KARŞILAŞTIRMASI | NASA

HIGGS BOZONU | Citation: S. Eidelman et al. (Particle Data Group), Phys. Lett. B 592, 1 (2004)

HIGH ENERGY PHYSICS | CORNELL UNIVERSITY

OLAY UFKU | WIKIPEDIA

TEKILLIK | KARISTAD UNIVERSITY

BAŞLIK GÖRSELİ | EHT COLLABORATION
GARGANTUA GÖRSELİ | INTERSTALLER

Her Şeyi Yiyen Gargantua-1 Read More »

Evrende Ne Kadar Madde Var ?

[California Üniversitesinin yaptığı araştırmadan çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 18.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

Bilim insanları şimdi yeni ve daha kesin bir yöntem kullanarak evrendeki toplam madde miktarını tahmin ettiler. Ekip, yüzlerce galaksi kümesinin kütlesini hesaplayarak, maddenin evrenin içeriğinin üçte birinden daha azını oluşturduğunu buldu.

        Çevremizde gördüğümüz ve günlük hayatımızda etkileşimde bulunduğumuz her şey aslında evrendekinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturur. Madde ile enerji arasında kabaca 32/68 oranında bir ayrım olduğu uzun zamandır anlaşılmıştı ve bu azınlık madde içinde bile çoğu karanlıktır. Normal (veya baryonik) madde, her şeyin yalnızca yaklaşık yüzde beşini oluşturur.

        Kaliforniya Üniversitesi liderliğindeki bir ekip tarafından yapılan yeni hesaplama her zamankinden daha ince ayar yapıyor. Araştırmaya göre madde, evrenin toplam içeriğinin yaklaşık yüzde 31,5’ini oluşturuyor. Geriye kalan yüzde 68,5, evrenin genişlemesinin hızlanmasına neden olan gizemli bir güç olan karanlık enerjidir.

        Araştırmanın ilk yazarı Mohamed Abdullah “Bu miktardaki maddeyi bir bağlama oturtmak gerekirse, evrendeki tüm madde uzaya eşit bir şekilde yayılmış olsaydı, bu, metreküp başına yalnızca altı hidrojen atomuna eşit bir kütle yoğunluğuna karşılık gelirdi.” diyor.

        Sonuçlarına ulaşmak için araştırmacılar, galaksilerin yörüngelerini ölçerek bir galaksi kümesinin kütlesini hesaplamalarını sağlayan GalWeight adlı yeni bir araç geliştirdiler. Bunu Sloan Digital Sky Survey’deki 756 kümeye uygulayan ekip, sonuçları galaksi kümelerinin nasıl oluştuğuna dair simülasyonlarla karşılaştırabilir. Bu simülasyonlar farklı miktarlarda maddeyle başlar, bu nedenle hangi simülasyon koşullarının gözlemlere en çok benzediğini görerek, evrenin içerdiği en olası madde miktarını belirleyebilirler.

        Çalışmanın ortak yazarı Gillian Wilson, “Gökada kümesi tekniği kullanılarak şimdiye kadar yapılmış en hassas ölçümlerden birini yapmayı başardık” diyor. “Ayrıca bu, kozmik mikrodalga arka plan anizotropileri, baryon akustik salınımları, Tip Ia süpernovaları veya yerçekimsel mercekleme gibi kümesiz teknikler kullanan ekipler tarafından elde edilenlerle uyumlu bir değer elde eden galaksi yörünge tekniğinin ilk kullanımıdır.”

        Bu bilgi çoğu insan için önemli olmasa da ,evrenin evrimini anlamak, sonunda karanlık madde ve karanlık enerjinin gizemlerini açığa çıkarmamıza yardımcı olabilir.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

başlık görseli | nasa & esa

ARAŞTIRMA | CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ

Evrende Ne Kadar Madde Var ? Read More »

Uzay Neden Önemlidir?

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 16.01.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        İnsanlık olarak gece yıldızları gördüğümüzden beri evrendeki yerimizi ve varlığımızı sorguluyoruz.. Bunun cevabını bulmak kolay değil. Uzaydaki yerimizi bulmak istiyorsak ilk önce içerisinde bulunduğumuz uzayı, evreni keşfetmeliyiz. 

Kitaplardaki tanımı; Evreni kaplayan; Dünya’nın atmosferi dışında ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, gök cisimleri hariç boşluğa verilen isim olan Uzay’a, Dünyamızdaki deniz seviyesinden yaklaşık 80-100 km yukarıya çıktığımızda ulaşmış sayılıyoruz.

        Uzay bizim için bu tanımdan daha fazlası. Gezegenimiz Dünya’da var olan her şey öncesinde uzaydaki yıldızların içerisindeki elementlerdi. Bu elementler “Büyük Patlama” sonrasında önce yıldızları oluşturdu ve zamanla yıldızların içerisinden koparak diğer elementler ile bir araya gelerek kendilerinden daha büyük kütleli cisimleri oluşturdular. Bu oluşum süreci biz insanları da kapsıyor. Çünkü Dünya içerisinde var olan biz insanların yapı taşları da uzaydaki yıldızlardan geliyor. Yani gökbilimci Carl Sagan’ın deyişiyle, hepimiz yıldız tozuyuz. Kendimizi “İnsan” diye adlandırıp diğer hayvanlardan soyutlasak bile hepimizin yapı taşları aynı hatta cansız olan nesnelerle bile aynı elementlere sahibiz. Sözgelimi vücudumuzdak elementlere bakacak olaraksak; %65 oksijen, %18 karbon, %9.5 hidrojen ve %3.2 nitrojen ve %4.3 oranında diğer elementlerden oluştuğumuzu görürüz.  Bu elementlerin ilk sentezlendiği yerlerin yıldızlar olduğunu biliyoruz.

 

İnsan Vücudu Elemanları Bileşimi

 

        Bu yüzden şuan evrendeki yerimizi bilmek için, zamanı geriye sarıp evrendeki ilk yerimize gitmeliyiz, yani yıldızlara bakmalıyız. Böylelikle neden, nasıl var olduğumuzu, Dünya’da yaşamın nasıl başaldığını, Dünya dışında başka nerede yaşamın olup olmadığını, Dünya dışında nerede yaşamaya devam edebiliriz gibi soruların cevaplarını bulmuş oluruz. Bunun için de yönümüzü uzaya çevirip araştırma yapmalı, araştırmalarımızı yapabilmek ve daha kesin sonuçlar elde edebilmek için uzay teknolojilerimizi geliştirmeliyiz. 

        Uzay teknolojilerimizi sadece uzaydaki yerimizi öğrenmek için değil bulunduğumuz konumda rahat ve sürdürülebilir bir yaşam için de geliştirmemiz gerekiyor. Önceleri dünyamızın hareketlerini anlamak için uzaya baktık gözlem yaptık ve bu bilgileri hayatta kalmak için kullandık. Sözgelimi binlerce yıl önce hayatta kalmak için yaşadığımız güvenli alandan uzaklaşıp av ararken güneşin kounumuna göre havanın ne zaman kararacağını bildiğimizden gece olup avcılarımız çıkmadan evimize dönebildik ve benzer birçok olayda uzaya bakmak  hayatımızı kurtarmıştır, medeniyetimizin gelişmesinde kilit rol oynamıştır. Gökbilimci Carl Sagan başka bir sözünde bu tür olayları “Modern insanlar astoronomların soyundan geliyor.” diyerek özetlemiştir. 

        Ayrıca kullandığımız uzaktan kumandalar gibi uzayla hiç alakası olmadığını düşündüğümüz birçok teknoloji de uzay çalışmaları ile gelişmiştir ve bu teknolojiler hayatımızda bize daha rahat bir yaşam sunmuştur. Fabrikalarımızı uzaya taşımayı dünyadaki kaynaklarımız biteceği için uzaydaki kaynakları kullanmayı hedefliyoruz. Çünkü dünyamıza iyi davranmıyoruz. Bunun sonucunda Dünya dışında çözümler arıyoruz. Yine bu çözümler için uzayı çok iyi anlamalı, gelişmiş teknolojiler icat etmeliyiz.

        Kısaca uzay, geçmişimizi öğrenmemiz, geleceğimizi daha rahat tasarlamamız için çok önemlidir. Umuyorum uzayı keşfettikçe öğrendiğimiz bilgiler ve geliştirdiğimiz teknolojiler medeniyetimizi olumlu yönde etkiler.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

Uzayın başlangıcı | NWS

Uzaktan kumanda | wikipeida.org

insan vücudu elemanları bileşimi | Anne Marie Helmenstine, Ph.D.

insan vücudu elemanları bileşimi görseli: Youst | Getty Images

Başlık Görseli | Hubble Space Telescope | NASA

 

Uzay Neden Önemlidir? Read More »

Dünya’da Yaşamın Var Olma İhtimali

[New Atlas yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 13.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

100.000 rastgele dünyanın simülasyonunu içeren yeni araştırma, şansın, karmaşık yaşamın evrimi için ihtiyaç duyulan üç ila dört milyar yıl boyunca yaşanabilir bir çevreyi sürdürmesine izin vermede önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Dünya her zaman yaşamak için en keyifli yer olmamıştır. Tarihi, buz çağları, hoş olmayan volkanizma dönemleri ve hatta tuhaf dehşet verici asteroit çarpması ile dolu.

Kitlesel yok oluşlar ve iklim değişimleri, Dünya’daki yaşamı birçok kez yok olma eşiğine getirdi. Bununla birlikte, gezegenimizin son üç ila dört milyar yıldır sürekli yaşanabilir kalmayı başardığı olağanüstü gerçek var. Tek hücreli yaşam formlarının insana dönüşmesine yetecek kadar uzun.

Yeni bir çalışmada, Southampton Üniversitesi’nde Dünya sistem bilimi uzmanı olan Profesör Toby Tyrrell, gezegenimizin nasıl yaşanabilir kalmayı başardığına ve bunun devam eden başarısında şansın ne ölçüde rol oynamış olabileceğine ışık tutmaya başladı.

Bu amaçla Profesör Tyrrell, 100.000 rastgele farklı dünyayı modellemek için Southampton Üniversitesinde bulunan Iridis süper hesaplama tesisini kullandı. Daha sonra evrimsel yollarının ve dolayısıyla sıcaklıklarının üç milyar yıl boyunca iklimi değiştiren olaylardan nasıl etkilendiğini simüle etti.

Her dijital gezegenin evrimi 100 kez simüle edildi ve her çalışma için dünyalara farklı rastgele olaylar uygulandı.

100.000 gezegenden yalnızca birinin simülasyonlarının 100’ü için yaşanabilirliği koruyabildiği keşfedildi. Üç milyar yıl boyunca yaşamı sürdürmeye uygun bir sıcaklığı koruyabilen geri kalan dünyalar, bunu ancak simüle edilmiş geçmişlerinin bazılarında yapabildiler ve bu nedenle, kesinlikten ziyade yaşanabilir olma olasılıkları vardı.

Yaşanabilir bir gezegene sahip olduğumuz için ne kadar şanslıyız?

Dijital gezegenlerin yüzde dokuzu veya 8.710’u, en az 100 simüle edilmiş çalışmasında üç milyar yıl boyunca yaşanabilir bulundu. Bunlardan yaklaşık 8.000 dünyanın başarı oranı 100’de 50’den azdı ve gezegenlerin 4.500’ü, 100 simülasyonunun 10 katından daha az yaşanabilir durumdaydı.

Yazara göre sonuçlar, Dünya’nın yaşanabilirliğinin basit bir kaçınılmazlık olmadığını, daha ziyade gezegenimizin veya şu anda üzerinde yaşayan her türün, dünyamızdaki yaşamın katlanmak zorunda kaldığı çevresel felaketler açısından istatistiksel olarak şanslı olduğunu gösteriyor.

Profesör Tyrrell, “Dünyanın bu kadar uzun süre, en azından kısmen şansa bağlı olarak yaşam için uygun kaldığını artık anlayabiliyoruz” diyor. “Örneğin, biraz daha büyük bir asteroit Dünya’ya çarpsaydı veya bunu farklı bir zamanda yapsaydı, o zaman Dünya yaşanabilirliğini tamamen kaybetmiş olabilirdi. Başka bir deyişle, erken Dünya’da gelişmiş yaşam olarak akıllı bir gözlemci olsaydı ve gezegenin önümüzdeki birkaç milyar yıl boyunca yaşanabilir kalma şansını hesaplayabilseydi, bu hesaplama pekala çok zayıf olasılıkları ortaya çıkarmış olabilirdi.”

Makale, Nature dergisi Communications Earth & Environment’da yayınlandı ve Profesör Tyrrell araştırmasını aşağıdaki videoda tartışıyor.

 

Araştırma Videosu

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | NEW ATLAS

BAŞLIK GÖRSEL | NASA SPITZER UZAY TELESKOBU

araştırma videosu | youtube

 

Dünya’da Yaşamın Var Olma İhtimali Read More »

Mars’ta Bitki Yetişir Mi?

[Science Daily yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 12.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        Jeologlar, Mars’ta bitki yetiştirmeye yardımcı olmak için toprak koşullarını simüle ediyor. İnsanlığın bir sonraki dev adımı Mars’ta olabilir. Ancak bu görevler başlamadan önce, bilim insanlarının kızıl gezegende ekin yetiştirmeyi öğrenmek de dahil olmak üzere çok sayıda çığır açan ilerleme kaydetmeleri gerekiyor.


        Pratik olarak konuşursak, astronotlar uzayda sonsuz bir üst toprak kaynağını taşıyamazlar. Dolayısıyla, Georgia Üniversitesi jeologları, halihazırda gezegenin yüzeyinde bulunan malzemeleri en iyi şekilde nasıl kullanacaklarını araştırıyorlar.


        Bunu yapmak için, Mars’ta bulunan malzemeleri taklit eden yapay toprak karışımları geliştirdiler. Icarus dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada, araştırmacılar Mars toprağının ne kadar verimli olabileceğini belirlemek için yapay toprakları değerlendirdiler.

        UGA jeoloji doktora adayı ve çalışmanın baş yazarı Laura Fackrell, “Mars’ın yüzeyinde kolayca elde edebileceğiniz malzemelerin belirli özelliklerini simüle etmek istiyoruz” dedi. 

        Bu Mars karışımlarının mineral yapısını veya tuz içeriğini simüle etmek, bize toprağın potansiyel verimliliği hakkında çok şey söyleyebilir. Besinler, tuzluluk, pH gibi şeyler, bir toprağı verimli kılan şeyin bir parçasıdır ve Mars topraklarının bu spektrumda nerede olduğunu anlamak, yaşayabilir olup olmadıklarını ve değilse, onları yaşayabilir hale getirmek için kullanılabilecek uygun çözümler olup olmadığını bilmenin anahtarıdır.

        Son on yılda, Mars’taki yüzey araştırmaları, gezegenin yüzeyinin kimyasının anlaşılmasını genişletti. Ekip, NASA’nın yüzey örneklerinden alınan verileri kullanarak, benzerleri geliştirmek için regolit veya yüzeye yakın gevşek malzeme üzerinde çalıştı.


        İnce atmosferi, aşırı soğuk ve düşük oksijene rağmen, Mars’ın yüzeyinin nitrojen, fosfor ve potasyum dahil olmak üzere bitki temel besin maddelerinin çoğunu içerdiği bilinmektedir.

        Besinlerin varlığı büyük engellerden birini başarır, ancak yine de daha fazla zorluk vardır. Fackrell, “Sorunlardan biri, varlıklarının bitkiler için erişilebilir oldukları anlamına gelmemesidir” dedi. “Eğer toprağa bir bitki koyarsanız, sadece demir veya magnezyum orada olduğu için bitkinin onu topraktan çekebileceği anlamına gelmez.” Ayrıca, besinler yeterli miktarda bulunabilir veya bulunmayabilir veya konsantrasyonları bitkiler için toksik olacak kadar yüksek olabilir.


        Simüle edilmiş Mars topraklarını kullanan Fackrell ve diğer araştırmacılar, yapay simülanların dokularının kabuklu ve kurumuş olduğunu keşfettiler; bu, Mars topraklarının bazı beklenmedik koşullarını yansıtarak bunların kullanımını daha zor hale getirebilir.


        Bu zorluklar, görevi imkansız yapmasa da çok zor bir hale gelitirir. Ekip, tarım bilimine bakarak, dünyada kullanılan, toprağın durulanmasından bakteri veya diğer mantarlar gibi aşılayıcıların toprağa eklenmesine kadar uzanan önerileri, bitkilerin büyümesine yardımcı olmak için Mars’a uyarlıyorlar.

        Rusya’nın Uzak Doğusundaki Kamçatka Yarımadası’nda kaplıcalarda yaşayan mikropların karşılaştığı ekstrem ortamlar üzerine yüksek lisans tezi araştırması yaparken Schroeder ile jeomikrobiyoloji alanındaki çalışmalarına başlayan Fackrell “Belirli bakteri ve mantar türlerinin bitkiler için faydalı olduğu biliniyor ve bunları Mars’ta gördüğümüz gibi stres koşulları altında destekleyebilir.” dedi.

        Bilim adamları ayrıca, Dünya için tarımsal araştırmalardaki potansiyel yenilikler için yaptıkları araştırmanın sonuçlarını da görüyorlar. Fackrell, “Mars’ta çiftçilik hakkında öğrendiğimiz her şey, Dünya üzerindeki zorlu ortamlarda çiftçiliğe yardımcı olabilir ve bu da sürdürülebilir bir gelecek inşa etmemize yardımcı olabilir,” dedi. Nihai çözüm ne olursa olsun, Mars’a insanlı bir görev olasılığı, yiyecek yetiştirme yeteneğine bağlıdır.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | SCIENCE DAILYBAŞLIK GÖRSELİ | NASA

Mars’ta Bitki Yetişir Mi? Read More »

Mars’ta Metan Yapmak

[Kaliforniya Üniversitesinin araştırmasından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 11.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 5 dakika

Geleceğin astronotları, Mars’ta roket yakıtı yapmak için metan kullanabilir. Mars’a insanlı yolculuk ile ilgili bir çok zorluk arasından biri de şudur: Uzay aracının Dünya’ya geri dönmesi için yeterli yakıtı nasıl elde edebiliriz? Fizik ve astronomi alanında yardımcı doçent olan Houlin Xin bu konuda bir çözüm bulmuş olabilir.

        O ve ekibi, teorik olarak Mars yüzeyinde metan bazlı roket yakıtı oluşturmanın daha verimli bir yolunu keşfettiler, bu da dönüş yolculuğunu daha da uygulanabilir hale getirebilir.

        Yeni keşif, mevcut iki aşamalı süreci daha kompakt ve taşınabilir bir cihaz kullanarak tek aşamalı bir reaksiyonda sentezleyecek tek atomlu bir çinko katalizörü biçiminde geliyor. Xin, “Çinko temelde harika bir katalizör” diyor. “Zamanı, seçiciliği ve taşınabilirliği var. Uzay yolculuğu için büyük bir artı.” 

        Metan bazlı yakıt oluşturma süreci, daha önce Elon Musk ve Space X tarafından teorize edilmişti. Elektrik üretmek için bir güneş altyapısı kullandı ve bunun sonucunda, Mars’ta bulunan buzdan gelen suyla karıştırıldığında metan üreten karbondioksitin elektrolizine yol açtı.

        Sabatier süreci olarak bilinen bu süreç, Uluslararası Uzay İstasyonunda sudan solunabilir oksijen üretmek için kullanılıyor. Sabatier sürecinin temel sorunlarından biri, büyük fakültelerin verimli bir şekilde çalışmasını gerektiren iki aşamalı bir prosedür olmasıdır.

        Xin ve ekibi tarafından geliştirilen yöntem, sentetik bir enzim olarak hareket etmek, karbondioksiti katalize etmek ve süreci başlatmak için anatomik olarak dağılmış çinkoyu kullanacak. Bu, çok daha az alan gerektirecek ve Mars yüzeyinde bulunanlara benzer koşullar altında malzemeler kullanarak verimli bir şekilde metan üretebilecek.

        Xin, “Geliştirdiğimiz süreç sudan hidrojene geçiş sürecini atlıyor ve bunun yerine CO2’yi yüksek seçicilikle verimli bir şekilde metana dönüştürüyor” diyor.

        Şu anda Lockheed ve Boeing tarafından oluşturulan roketler için yakıt olarak sıvı hidrojen kullanıyor. Ucuz ve etkili olmasına rağmen, bu yakıt kaynağının dezavantajları vardır. Sıvı hidrojen, roketin motorunda karbon kalıntısı bırakır ve her fırlatmadan sonra temizlenmesi gerekir; bu Mars’ta imkansız olacak bir şey.

        Space X ve Elon Musk, Space X Raptor olarak bilinen metan yakıt tabanlı bir motor geliştirdi ve şu anda test ediyor. Raptor, Space X’in Starship ve Super Heavy adlı yeni nesil uzay gemisine güç sağlayacak. Şu anda, hiçbiri yörüngeye girmedi ve sadece biri sürekli olarak uçtu.

        Atılıma rağmen, Xin tarafından geliştirilen süreç uygulama olmaktan uzak. Şu anda sadece bir “kavram kanıtı” na sahipler, yani bir laboratuvarda test edilip kanıtlanmış olsa da, gerçek dünya – veya gezegen – koşullarında henüz test edilmemiştir.

       “Bunun tam olarak uygulanabilmesi için çok sayıda mühendislik ve araştırmaya ihtiyaç var” diyor Xin. “Ancak sonuçlar çok umut verici.”

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

çeviri | Kaliforniya Üniversitesibaşlık GÖRSELi | ESA/MARS EXPRESS

Mars’ta Metan Yapmak Read More »

Neden Tüm Gezegenler Yuvarlaktır?

[Science Focus yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 07.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortlama Okuma Süresi: 5 dakika

Evrenimizde yaklaşık bir sekstilyon gezegen vardır. Bir sekstilyon o kadar büyük bir sayı ki, hayal etmek neredeyse imkansız, ama onu bir tür bağlama yerleştirmek gerekirse, Dünya bir kutup ayısından yaklaşık sekstilyon kat daha ağırdır. Anlayabileceğiniz üzere bu çok büyük bir sayı. Ama Evrendeki sekstilyon gezegenin her biri yuvarlaktır. Aralarında tek bir küboid, on iki yüzlü veya piramit biçimli biri yok.

Peki Gezegenler Neden Yuvarlaktır?

        Gezegen, bir yıldızın etrafında dönen bir kaya ve toz bulutu olarak başlar. Parçacıklar, tek bir damla oluşturana kadar yerçekimi nedeniyle birbirlerini çekerler. Bu damla daha fazla maddeyi kendine çekerken, yoluna çıkan her şeyi toplayana kadar gitgide büyür.

        Yerçekimi her yönde eşit olarak çalıştığından, damla yuvarlak hale gelir. Bir barda yuvarlak bir masaya mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışan bin kişilik bir kalabalık hayal edin. Sıra, masanın bir tarafında daha uzun, diğer tarafında daha kısa ise, yeni gelenler daha kısa sıraya katılır ve sonunda kuyruklar eşitlenir, Bu durumda yerçekimi böyle çalışır.

Gezegenler Mükemmel Bir Küre Mi?

        Yuvarlaklık mükemmel değil. Örneğin Dünya, bir “basık sferoit(kutupları yassılaşmış, küremsi)”. Neredeyse küreseldir ancak ortasında bir çıkıntı vardır. Bunun nedeni gezegenin dönüşüdür.

        Dünya kendi ekseni etrafında her bir kez döndüğünde, ekvator kutuplardan daha ileriye gider. Bu, ekvatordaki toprağın kutuplardakinden daha hızlı hareket ettiği anlamına gelir ve bir şey ne kadar hızlı dönerse, o kadar fazla dışarı fırlar.

        Dünyanın basıklığı çok büyük değil: öyle ki ekvatorun çevresi 40.076 kilometre iken, kutupların çevresi 40.009 kilometredir. Bununla birlikte ekvatorun yarıçapı 6378 km., kutupların yarı çapı 6357 km. olarak hesaplanmıştır. İki bölgenin yarı çaplarının ve çevresinin arasındaki fark, Dünya’nın geoit olmasının bir sonucudur.

        Bu etki, pek sağlam olmayan diğer gezegenlerde çok daha büyük. Büyük ölçüde gazdan oluşan Satürn’ün çapı, ekvator üzerindeki iki nokta arasında kutupları arasında olduğundan 11.000 kilometre daha uzundur. Bu fazladan kalınlık da çarpıcı sonuçlar doğurabilir: Eğer bir gezegen ortasında yeterince fazladan kütle toplarsa, tüm parça uzaya fırlatılabilir ve sonunda bir aya dönüşebilir. Ancak küp şeklinde bir ay umuyorsanız, epey bir süre bekleyeceksiniz.

Come 67P

        

Asteroitler ve uydular gezegenlerden daha küçüktür, bu yüzden daha az yerçekimine sahiptirler ve bu, daha az yuvarlak oldukları anlamına gelir. Yukarıda resmi görülen Comet 67P, Dünya’nın ağırlığının trilyonda biri kadardır (yaklaşık bir milyar kutup ayısı ağırlığındadır) ve çok garip bir şekli vardır.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | Science Focus

BAŞLIK GÖRSELİ | SCIENCE FOCUS

comet 67p görseli | ESA/Rosetta

Neden Tüm Gezegenler Yuvarlaktır? Read More »

Scroll to Top