Notit

gökbilim

Her Şeyi Yiyen Gargantua-2

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 13.02.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 7 dakika

        Gargantua’nın ne kadar gerçekçi bir kara delik olduğunu analiz edebilmek için önce gerçek kara deliklerin özelliklerini yazının ilk bölümünde anlatmıştım. Şimdi Gargantua’yı bu özelliklerle karşılaştıracağız.

Gargantua İle Galaksiler Arası Yolculuk

        Interstellar evreninde Gargantua’nın Satürn yanında olduğunu ve başka bir galaksiye çıktığını biliyoruz. Bu özelliğinden dolayı Gargantua için “solucan deliği” deniyor. Solucan deliği, kara deliğe giren cisimlerin evrenin başka yerlerinden çıkmasına olanak sağlayan yolu kısaltan geçitlerdir. Günümüzde kara delikler üzerinde yapılan çalışmalar ile biliyoruz ki kara delikler yüksek çekim gücüne sahip astro fizik kütleleridir ve hacimleri küçük olduğu için çektikleri her maddeyi içlerinde parçalayarak istiflerler. Bu yüzden Gargantua’nın bu özelliği bilimsel olarak mümkün değildir! Eğer mümkün olsaydı bu yolculuk için zarar görmeyecek ileri teknolojiler geliştirmemiz gerekecektir. Interstaller evrenindeki Gargantua içerisinde seyahat eden Endurance uzay aracı da bu teknolojiye sahip kabul edilmiştir.

Gargantua’nın Anatomisi

Gargantua-1

        Gargantua 100 milyon Güneş kütlesinde ve olay ufku da buna bağlı olarak yaklaşık 1 milyon kilometre civarında. Ortalama Dünya’nın Güneş etrafındaki yörüngesine eşit oluyor. Kara deliklerin yarıçapı, olay ufkunun çevre uzunluğunun 2 pi kadarıdır. Bu hesaba göre Gargantua gibi fiziksel özelliklere sahip kara delik mümkün olabilir!                                                                        

Gargantua-2

        Gargantua’nın zamanı Interstellar’da olduğu gibi aynı oranda yavaşlatması için çok hızlı dönmesi gerekir. Bu hızı Tars’ın ,Interstaller evrenindeki robot, 1 saatte tamamlamasını referans alıp üstteki bilgilerle hesaplarsak ışık hızına çok yakın dönmesi gerektiği sonucuna ulaşıyoruz. Bu Gargantua için maksimum dönüş hızı. Einstein’in hız sınırını geçmediğinden bir kara delik için bu dönüş hızı mümkündür! Thorne da bu olayı “mümkün ancak muhtemel değil.” olarak özetliyor.

Gargantua’nın Görünüşü

Gargantua tasarlandığında daha önce bir kara delik fotoğrafı çekilmemişti ama kara deliklerden veriler alınıyor üzerine çalışmalar yapılıyordu. Bu bilgiler ışığında Thorne yaptığı çalışmalar ile Gargantuayı tasarladı. 2019 yılında EHT teleskobunu ilk kez bir kara delik fotoğrafı çekmeyi başardı. Gargantuaya dışarıdan baktığımızda etrafında gördüğümüz ışık şekli Gargantua’nın olay ufkunun çevresinde dolanan ve Gargantua’nın etkisinden kaçabilen fotonlardır. Benzer görüntüğü EHT teleskobunun fotoğrafında da görebiliyoruz. Gargantua’nın bu görünüşü mümkündür!

Gargantua | Interstellar (solda) & İlk Kara Delik Resmi | EHT Telecope (sağda)

        Zamanda yoluluk, geçmişi değiştirmek, farklı boyutlar gibi sadece kara deliği değil diğer etkenlere de bağlı olan diğer konulara, sadece Gargantua’yı incelediğim için, bu yazıda değinmeyeceğim. Bir kara delik olarak Gargantua için Interstellar bilimesel temeller üzerine kurulmuş da olsa neticede kurgudur ve kurguda hikayenin ilerlemesi için bazı şeyler “öyle” kabul edilir. Bu konu ile alakalı Interstellar’ın bilimsel danışmanı Thorne “Raslantı evrimin ilk yapı taşıdır.” diyor.  Yine de Interstellar bilimsel analizleri çok iyi yapmış ve hikaye boyunca her detayı bu analizlerle planlamış bir kurgudur diyebilirim. 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

HER ŞEYİ YİYEN GARGANTUA-1 | İLK YAZI

SOLCUAN DELİĞİ | WİKİPEDİA

GARGANTUA HAKKINDA BİLGİLER | THE SCİENCE OF INTERSTELLAR

KARA DELİK GÖRSELİ | EHT COLLABORATION

GARGANTUA GÖRSELLERİ | INTERSTELLAR

Her Şeyi Yiyen Gargantua-2 Read More »

Ay’a İniş Fotoğraflarında Neden Yıldız Yok

[Curiosity Daily’de yayımlanan makaleden çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 08.02.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

20 Temmuz 1969’da Apollo 11 astronotları Neil Armstrong ve Buzz Aldrin , Ay’a ilk ayak izlerini koymak için Eagle Lunar Modülünden (zavallı Michael Collins’i geride bırakarak) indi. En azından hikaye bu. Vokal bir azınlık, aya inişin Hollywood’da bir ses sahnesinde çekilmiş ayrıntılı bir aldatmaca olduğuna inanıyor.

Kanıtları arasında fotoğrafların ve video görüntülerinin gökyüzünde herhangi bir yıldız göstermemesi de var. Hollywood yapımcıları komplo konusunda nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirler? Aslında, oldukça sıradan bir açıklama var: Kamera ayarları onları yakalamak için ayarlanmadı.

Doğrudan güneş ışığında bir arkadaşınızın resmini çekmek isterseniz, kamera ayarlarınızı iki şekilde yaparsınız. Çok fazla ışığın içeri girmesini önlemek için lens üzerindeki ışık toplama alanını küçük tutan diyaframı daraltırsınız: parlak güneş ışığında göz bebeklerinizin daralmasının nedeni aynı . Ayrıca deklanşör hızını da artırırsınız, böylece kamera sensörü sadece kısa bir süre ışığa izin verir. Aynı arkadaşınızın gece fotoğrafını çekmek isterseniz, muhtemelen deklanşör hızını yavaşlatır ve diyaframı genişletirsiniz, böylece iyi bir çekim için yeterli ışığa izin verebilirsiniz.

Peki ya arkadaşınız gece aydınlatıldıysa? O zaman fotoğrafında ne istediğini seçmen gerekir. Gökyüzündeki yıldızları da dahil etmek istiyorsanız, yavaş deklanşör ve geniş diyafram yeterince ışık alırken çekimi bulanıklaştırmamak için arkadaşınızın ekstra hareketsiz durduğundan emin olmanız gerekir. Diyaframı küçük ve deklanşör hızını yüksek tutarsanız, arkadaşınızın keskin, makul derecede parlak bir resmini çekersiniz, ancak lense yeterince ışık göndermediği için gökyüzü karanlık olur.

Apollo astronotlarının yapması gereken takas buydu. Aydaki gökyüzü Dünya’da olduğu gibi gün ışığını dağıtacak bir atmosfer olmadığı için gece kadar siyahtır. Ancak hata yapmayın: Ay’da öğle vakti, gezegenimizdeki kadar çok güneş ışığı vardır. Bu, ay yüzeyini inanılmaz derecede parlak hale getirir. Apollo fotoğraflarında çekilecek en önemli şey aydaki manzaraydı, bu nedenle kamera bu manzaradan en iyi şekilde yararlanacak şekilde ayarlandı. Sonuç olarak, arka plandaki nispeten sönük yıldızlar çekimlerin hiçbirinde görülmedi. Herhangi bir aldatmaca yok sadece kamera merceğinin bir numarası.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | Curiosity Daily

BAŞLIK GÖRSELİ | NASA

 

Ay’a İniş Fotoğraflarında Neden Yıldız Yok Read More »

Her Şeyi Yiyen Gargantua-1

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 06.02.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        Kara delik öyle bir çırpıda geçilecek bir konu değil ama içinde kafa kurcalayan bir yer var ki o da kurgularda gördüklerimizin ne kadar bilim olduğu…  

Öncelikle;

“Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir.”

        Evet bu kabul ettiğimiz tanımın ufacık giriş bölümüydü. İşin bir de kurgu bölümü var ki çoğumuz “kara delik” ismini ilk orda duymuşuzdur. Bu yazıda “Interstellar” filminde yer alan “Gargantua” olarak adlandırılan kara delik üzerinden kara deliğin ne olduğunu Gargantua’nın ne kadar gerçek olabileceğini anlatmaya çalışacağım. Fazla uzun olmaması için iki bölüme böldüğüm “Her Şeyi Yiyen Gargantua” yazımın bu bölümünde kara delikler hakkında bilimin ne dediğinden bahsedeceğim. Yazıyı daha basit ve anlaşılır tutmak için formüllere ve diğer ayrıntılara burada değinmeden daha basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Interstellar evreninde Gargantua bir geçit gibi bizi A noktasından B noktasına götürdüğünü ve etrafına zamanda büyük bir sapmaya neden olduğunu biliyoruz. 

Peki bu fikre nereden kapıldılar? İçine giren olmadı ya da içinden çıkagelen biri olmadı. Hatta Interstellar yazıldığı yıl daha önce teleskoplarla bile bize kendisini gösteren bir kara delik de olmamıştı. 

        Interstellar’ın yazarları bilimle olabildiğince yakın bir kurgu ortaya koymak istiyorlardı. Bunun için Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde profesör olan kütleçekim dalgaları alanında yaptığı çalışmalarla nobel ödülü kazanan Kip Thorne’dan bilimsel danışmanlık aldılar.

Gargantua Görseli
Gargantua Görseli

        Bu noktada başa geri dönelim Kara deliklere tekrardan bakalım. Kara delikler, yıldızların içerisinde gerçekleşen füzyon tepkimesi bitip helyuma dönüşecek hidrojenleri kalmadığı yani ömürlerini tamamladıktan sonra içlerine çökmesi durumunda oluşan büyük kütleli ama küçük hacimli astrofizik cisimlerdir. Çekim kuvvetleri güçlü ve olay ufukları geniş olduğu için olay ufkundan daha yakında olan cisimleri kendilerine güçlü bir şekilde çekerler. Bunu daha kolay anlamak için 1,889,500X10^24 kg kütleye sahip olan Güneş’in çekirdeğinde üretilen kütlesi 0 kabul edilen, ışık hızıyla hareket eden fotonlar bile sadece 10,000,000 yıl sonra güneşin yüzeyine ulaşabiliyorlar. Eğer Güneş bir kara delik olsaydı, ki bunun olması için çapının 3 km olması gerekirdi, fotonlar dahi yüzeye ulaşamayacaktır. Böylece dışarıya ışık yayamayacağı için karanlık kalacaktı. Kara delikler de isimlerini bu özelliklerinden alıyorlar. 

       Kara deliklerin bir başka özelliği de yüksek kütlesiyle uzay-zamanı bükmesidir. Kara deliğe olay ufkundan daha fazla yaklaşırsanız artık ondan kaçamazsınız çünkü bunun için ışık hızından daha hızlı hareket etmeniz gerekir. Kara deliğin içerisinde düştüğünüzde dikkat etmeniz gereken diğer kara delik özelliği de tekilliktir. Tekillik, kara delik gibi yüksek kütlesel astrofizik cisimlerinin meydana getirdiği uzay-zaman kurallarının çalışmadığı alanlardır. 

Yazımın ikinci bölümünde kara delik hakkında bilimden öğrendiğimiz bu özelliklerinin Interstaller’da nasıl işlendiğini inceleyeceğiz.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

KARA DELİK | WIKIPEDIA

GUNES ENERJİSİNİN KAYNAĞI | TUBITAK

NÜKLEER FÜZYON | WIKIPEDIA

DÜNYA GÜNEŞ KARŞILAŞTIRMASI | NASA

HIGGS BOZONU | Citation: S. Eidelman et al. (Particle Data Group), Phys. Lett. B 592, 1 (2004)

HIGH ENERGY PHYSICS | CORNELL UNIVERSITY

OLAY UFKU | WIKIPEDIA

TEKILLIK | KARISTAD UNIVERSITY

BAŞLIK GÖRSELİ | EHT COLLABORATION
GARGANTUA GÖRSELİ | INTERSTALLER

Her Şeyi Yiyen Gargantua-1 Read More »

Evrende Ne Kadar Madde Var ?

[California Üniversitesinin yaptığı araştırmadan çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 18.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

Bilim insanları şimdi yeni ve daha kesin bir yöntem kullanarak evrendeki toplam madde miktarını tahmin ettiler. Ekip, yüzlerce galaksi kümesinin kütlesini hesaplayarak, maddenin evrenin içeriğinin üçte birinden daha azını oluşturduğunu buldu.

        Çevremizde gördüğümüz ve günlük hayatımızda etkileşimde bulunduğumuz her şey aslında evrendekinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturur. Madde ile enerji arasında kabaca 32/68 oranında bir ayrım olduğu uzun zamandır anlaşılmıştı ve bu azınlık madde içinde bile çoğu karanlıktır. Normal (veya baryonik) madde, her şeyin yalnızca yaklaşık yüzde beşini oluşturur.

        Kaliforniya Üniversitesi liderliğindeki bir ekip tarafından yapılan yeni hesaplama her zamankinden daha ince ayar yapıyor. Araştırmaya göre madde, evrenin toplam içeriğinin yaklaşık yüzde 31,5’ini oluşturuyor. Geriye kalan yüzde 68,5, evrenin genişlemesinin hızlanmasına neden olan gizemli bir güç olan karanlık enerjidir.

        Araştırmanın ilk yazarı Mohamed Abdullah “Bu miktardaki maddeyi bir bağlama oturtmak gerekirse, evrendeki tüm madde uzaya eşit bir şekilde yayılmış olsaydı, bu, metreküp başına yalnızca altı hidrojen atomuna eşit bir kütle yoğunluğuna karşılık gelirdi.” diyor.

        Sonuçlarına ulaşmak için araştırmacılar, galaksilerin yörüngelerini ölçerek bir galaksi kümesinin kütlesini hesaplamalarını sağlayan GalWeight adlı yeni bir araç geliştirdiler. Bunu Sloan Digital Sky Survey’deki 756 kümeye uygulayan ekip, sonuçları galaksi kümelerinin nasıl oluştuğuna dair simülasyonlarla karşılaştırabilir. Bu simülasyonlar farklı miktarlarda maddeyle başlar, bu nedenle hangi simülasyon koşullarının gözlemlere en çok benzediğini görerek, evrenin içerdiği en olası madde miktarını belirleyebilirler.

        Çalışmanın ortak yazarı Gillian Wilson, “Gökada kümesi tekniği kullanılarak şimdiye kadar yapılmış en hassas ölçümlerden birini yapmayı başardık” diyor. “Ayrıca bu, kozmik mikrodalga arka plan anizotropileri, baryon akustik salınımları, Tip Ia süpernovaları veya yerçekimsel mercekleme gibi kümesiz teknikler kullanan ekipler tarafından elde edilenlerle uyumlu bir değer elde eden galaksi yörünge tekniğinin ilk kullanımıdır.”

        Bu bilgi çoğu insan için önemli olmasa da ,evrenin evrimini anlamak, sonunda karanlık madde ve karanlık enerjinin gizemlerini açığa çıkarmamıza yardımcı olabilir.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

başlık görseli | nasa & esa

ARAŞTIRMA | CALIFORNIA ÜNİVERSİTESİ

Evrende Ne Kadar Madde Var ? Read More »

Uzay Neden Önemlidir?

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 16.01.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        İnsanlık olarak gece yıldızları gördüğümüzden beri evrendeki yerimizi ve varlığımızı sorguluyoruz.. Bunun cevabını bulmak kolay değil. Uzaydaki yerimizi bulmak istiyorsak ilk önce içerisinde bulunduğumuz uzayı, evreni keşfetmeliyiz. 

Kitaplardaki tanımı; Evreni kaplayan; Dünya’nın atmosferi dışında ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, gök cisimleri hariç boşluğa verilen isim olan Uzay’a, Dünyamızdaki deniz seviyesinden yaklaşık 80-100 km yukarıya çıktığımızda ulaşmış sayılıyoruz.

        Uzay bizim için bu tanımdan daha fazlası. Gezegenimiz Dünya’da var olan her şey öncesinde uzaydaki yıldızların içerisindeki elementlerdi. Bu elementler “Büyük Patlama” sonrasında önce yıldızları oluşturdu ve zamanla yıldızların içerisinden koparak diğer elementler ile bir araya gelerek kendilerinden daha büyük kütleli cisimleri oluşturdular. Bu oluşum süreci biz insanları da kapsıyor. Çünkü Dünya içerisinde var olan biz insanların yapı taşları da uzaydaki yıldızlardan geliyor. Yani gökbilimci Carl Sagan’ın deyişiyle, hepimiz yıldız tozuyuz. Kendimizi “İnsan” diye adlandırıp diğer hayvanlardan soyutlasak bile hepimizin yapı taşları aynı hatta cansız olan nesnelerle bile aynı elementlere sahibiz. Sözgelimi vücudumuzdak elementlere bakacak olaraksak; %65 oksijen, %18 karbon, %9.5 hidrojen ve %3.2 nitrojen ve %4.3 oranında diğer elementlerden oluştuğumuzu görürüz.  Bu elementlerin ilk sentezlendiği yerlerin yıldızlar olduğunu biliyoruz.

 

İnsan Vücudu Elemanları Bileşimi

 

        Bu yüzden şuan evrendeki yerimizi bilmek için, zamanı geriye sarıp evrendeki ilk yerimize gitmeliyiz, yani yıldızlara bakmalıyız. Böylelikle neden, nasıl var olduğumuzu, Dünya’da yaşamın nasıl başaldığını, Dünya dışında başka nerede yaşamın olup olmadığını, Dünya dışında nerede yaşamaya devam edebiliriz gibi soruların cevaplarını bulmuş oluruz. Bunun için de yönümüzü uzaya çevirip araştırma yapmalı, araştırmalarımızı yapabilmek ve daha kesin sonuçlar elde edebilmek için uzay teknolojilerimizi geliştirmeliyiz. 

        Uzay teknolojilerimizi sadece uzaydaki yerimizi öğrenmek için değil bulunduğumuz konumda rahat ve sürdürülebilir bir yaşam için de geliştirmemiz gerekiyor. Önceleri dünyamızın hareketlerini anlamak için uzaya baktık gözlem yaptık ve bu bilgileri hayatta kalmak için kullandık. Sözgelimi binlerce yıl önce hayatta kalmak için yaşadığımız güvenli alandan uzaklaşıp av ararken güneşin kounumuna göre havanın ne zaman kararacağını bildiğimizden gece olup avcılarımız çıkmadan evimize dönebildik ve benzer birçok olayda uzaya bakmak  hayatımızı kurtarmıştır, medeniyetimizin gelişmesinde kilit rol oynamıştır. Gökbilimci Carl Sagan başka bir sözünde bu tür olayları “Modern insanlar astoronomların soyundan geliyor.” diyerek özetlemiştir. 

        Ayrıca kullandığımız uzaktan kumandalar gibi uzayla hiç alakası olmadığını düşündüğümüz birçok teknoloji de uzay çalışmaları ile gelişmiştir ve bu teknolojiler hayatımızda bize daha rahat bir yaşam sunmuştur. Fabrikalarımızı uzaya taşımayı dünyadaki kaynaklarımız biteceği için uzaydaki kaynakları kullanmayı hedefliyoruz. Çünkü dünyamıza iyi davranmıyoruz. Bunun sonucunda Dünya dışında çözümler arıyoruz. Yine bu çözümler için uzayı çok iyi anlamalı, gelişmiş teknolojiler icat etmeliyiz.

        Kısaca uzay, geçmişimizi öğrenmemiz, geleceğimizi daha rahat tasarlamamız için çok önemlidir. Umuyorum uzayı keşfettikçe öğrendiğimiz bilgiler ve geliştirdiğimiz teknolojiler medeniyetimizi olumlu yönde etkiler.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

Uzayın başlangıcı | NWS

Uzaktan kumanda | wikipeida.org

insan vücudu elemanları bileşimi | Anne Marie Helmenstine, Ph.D.

insan vücudu elemanları bileşimi görseli: Youst | Getty Images

Başlık Görseli | Hubble Space Telescope | NASA

 

Uzay Neden Önemlidir? Read More »

Dünya’da Yaşamın Var Olma İhtimali

[New Atlas yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 13.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortalama Okuma Süresi: 4 dakika

100.000 rastgele dünyanın simülasyonunu içeren yeni araştırma, şansın, karmaşık yaşamın evrimi için ihtiyaç duyulan üç ila dört milyar yıl boyunca yaşanabilir bir çevreyi sürdürmesine izin vermede önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Dünya her zaman yaşamak için en keyifli yer olmamıştır. Tarihi, buz çağları, hoş olmayan volkanizma dönemleri ve hatta tuhaf dehşet verici asteroit çarpması ile dolu.

Kitlesel yok oluşlar ve iklim değişimleri, Dünya’daki yaşamı birçok kez yok olma eşiğine getirdi. Bununla birlikte, gezegenimizin son üç ila dört milyar yıldır sürekli yaşanabilir kalmayı başardığı olağanüstü gerçek var. Tek hücreli yaşam formlarının insana dönüşmesine yetecek kadar uzun.

Yeni bir çalışmada, Southampton Üniversitesi’nde Dünya sistem bilimi uzmanı olan Profesör Toby Tyrrell, gezegenimizin nasıl yaşanabilir kalmayı başardığına ve bunun devam eden başarısında şansın ne ölçüde rol oynamış olabileceğine ışık tutmaya başladı.

Bu amaçla Profesör Tyrrell, 100.000 rastgele farklı dünyayı modellemek için Southampton Üniversitesinde bulunan Iridis süper hesaplama tesisini kullandı. Daha sonra evrimsel yollarının ve dolayısıyla sıcaklıklarının üç milyar yıl boyunca iklimi değiştiren olaylardan nasıl etkilendiğini simüle etti.

Her dijital gezegenin evrimi 100 kez simüle edildi ve her çalışma için dünyalara farklı rastgele olaylar uygulandı.

100.000 gezegenden yalnızca birinin simülasyonlarının 100’ü için yaşanabilirliği koruyabildiği keşfedildi. Üç milyar yıl boyunca yaşamı sürdürmeye uygun bir sıcaklığı koruyabilen geri kalan dünyalar, bunu ancak simüle edilmiş geçmişlerinin bazılarında yapabildiler ve bu nedenle, kesinlikten ziyade yaşanabilir olma olasılıkları vardı.

Yaşanabilir bir gezegene sahip olduğumuz için ne kadar şanslıyız?

Dijital gezegenlerin yüzde dokuzu veya 8.710’u, en az 100 simüle edilmiş çalışmasında üç milyar yıl boyunca yaşanabilir bulundu. Bunlardan yaklaşık 8.000 dünyanın başarı oranı 100’de 50’den azdı ve gezegenlerin 4.500’ü, 100 simülasyonunun 10 katından daha az yaşanabilir durumdaydı.

Yazara göre sonuçlar, Dünya’nın yaşanabilirliğinin basit bir kaçınılmazlık olmadığını, daha ziyade gezegenimizin veya şu anda üzerinde yaşayan her türün, dünyamızdaki yaşamın katlanmak zorunda kaldığı çevresel felaketler açısından istatistiksel olarak şanslı olduğunu gösteriyor.

Profesör Tyrrell, “Dünyanın bu kadar uzun süre, en azından kısmen şansa bağlı olarak yaşam için uygun kaldığını artık anlayabiliyoruz” diyor. “Örneğin, biraz daha büyük bir asteroit Dünya’ya çarpsaydı veya bunu farklı bir zamanda yapsaydı, o zaman Dünya yaşanabilirliğini tamamen kaybetmiş olabilirdi. Başka bir deyişle, erken Dünya’da gelişmiş yaşam olarak akıllı bir gözlemci olsaydı ve gezegenin önümüzdeki birkaç milyar yıl boyunca yaşanabilir kalma şansını hesaplayabilseydi, bu hesaplama pekala çok zayıf olasılıkları ortaya çıkarmış olabilirdi.”

Makale, Nature dergisi Communications Earth & Environment’da yayınlandı ve Profesör Tyrrell araştırmasını aşağıdaki videoda tartışıyor.

 

Araştırma Videosu

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | NEW ATLAS

BAŞLIK GÖRSEL | NASA SPITZER UZAY TELESKOBU

araştırma videosu | youtube

 

Dünya’da Yaşamın Var Olma İhtimali Read More »

Neden Tüm Gezegenler Yuvarlaktır?

[Science Focus yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 07.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortlama Okuma Süresi: 5 dakika

Evrenimizde yaklaşık bir sekstilyon gezegen vardır. Bir sekstilyon o kadar büyük bir sayı ki, hayal etmek neredeyse imkansız, ama onu bir tür bağlama yerleştirmek gerekirse, Dünya bir kutup ayısından yaklaşık sekstilyon kat daha ağırdır. Anlayabileceğiniz üzere bu çok büyük bir sayı. Ama Evrendeki sekstilyon gezegenin her biri yuvarlaktır. Aralarında tek bir küboid, on iki yüzlü veya piramit biçimli biri yok.

Peki Gezegenler Neden Yuvarlaktır?

        Gezegen, bir yıldızın etrafında dönen bir kaya ve toz bulutu olarak başlar. Parçacıklar, tek bir damla oluşturana kadar yerçekimi nedeniyle birbirlerini çekerler. Bu damla daha fazla maddeyi kendine çekerken, yoluna çıkan her şeyi toplayana kadar gitgide büyür.

        Yerçekimi her yönde eşit olarak çalıştığından, damla yuvarlak hale gelir. Bir barda yuvarlak bir masaya mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışan bin kişilik bir kalabalık hayal edin. Sıra, masanın bir tarafında daha uzun, diğer tarafında daha kısa ise, yeni gelenler daha kısa sıraya katılır ve sonunda kuyruklar eşitlenir, Bu durumda yerçekimi böyle çalışır.

Gezegenler Mükemmel Bir Küre Mi?

        Yuvarlaklık mükemmel değil. Örneğin Dünya, bir “basık sferoit(kutupları yassılaşmış, küremsi)”. Neredeyse küreseldir ancak ortasında bir çıkıntı vardır. Bunun nedeni gezegenin dönüşüdür.

        Dünya kendi ekseni etrafında her bir kez döndüğünde, ekvator kutuplardan daha ileriye gider. Bu, ekvatordaki toprağın kutuplardakinden daha hızlı hareket ettiği anlamına gelir ve bir şey ne kadar hızlı dönerse, o kadar fazla dışarı fırlar.

        Dünyanın basıklığı çok büyük değil: öyle ki ekvatorun çevresi 40.076 kilometre iken, kutupların çevresi 40.009 kilometredir. Bununla birlikte ekvatorun yarıçapı 6378 km., kutupların yarı çapı 6357 km. olarak hesaplanmıştır. İki bölgenin yarı çaplarının ve çevresinin arasındaki fark, Dünya’nın geoit olmasının bir sonucudur.

        Bu etki, pek sağlam olmayan diğer gezegenlerde çok daha büyük. Büyük ölçüde gazdan oluşan Satürn’ün çapı, ekvator üzerindeki iki nokta arasında kutupları arasında olduğundan 11.000 kilometre daha uzundur. Bu fazladan kalınlık da çarpıcı sonuçlar doğurabilir: Eğer bir gezegen ortasında yeterince fazladan kütle toplarsa, tüm parça uzaya fırlatılabilir ve sonunda bir aya dönüşebilir. Ancak küp şeklinde bir ay umuyorsanız, epey bir süre bekleyeceksiniz.

Come 67P

        

Asteroitler ve uydular gezegenlerden daha küçüktür, bu yüzden daha az yerçekimine sahiptirler ve bu, daha az yuvarlak oldukları anlamına gelir. Yukarıda resmi görülen Comet 67P, Dünya’nın ağırlığının trilyonda biri kadardır (yaklaşık bir milyar kutup ayısı ağırlığındadır) ve çok garip bir şekli vardır.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | Science Focus

BAŞLIK GÖRSELİ | SCIENCE FOCUS

comet 67p görseli | ESA/Rosetta

Neden Tüm Gezegenler Yuvarlaktır? Read More »

Neptün’ün Tuhaf Karanlık Noktası

[New York Times yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 06.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortlama Okuma Süresi: 7 dakika

       Gökbilimciler gezegenin büyük karanlık fırtınasını gözlemlerken, Dark Spot Jr. adını verdikleri daha küçük bir girdap tespit ettiler. Neptün, güneş sistemindeki en garip hava koşullarına sahiptir.

Güneşin sekizinci gezegeni, atmosferi saatte 1.100 mil veya ses hızının 1,5 katı kadar kesen hızlarla, herhangi bir dünyada gözlemlenen en hızlı rüzgar rekorunu elinde tutuyor. Bilim adamları, atmosferinin neden bu kadar çalkantılı olduğunu hâlâ tam olarak bilmiyorlar. Neptün’e son bakışları, kafa karıştırmak için daha da fazla neden sağladı.

        Hubble Uzay Teleskobu, 2018’de bir fırtına tespit etti, yaklaşık 4.600 mil çapında karanlık bir nokta. O zamandan beri, en son Hubble gözlemlerine göre, ekvatora doğru sürüklenmiş gibi görünüyor, ancak daha sonra kuzeye geri döndü. Ayrıca, bilim adamlarının ana fırtınayı patlatan bir yığın olabileceğini düşündüğü Dark Spot Jr. lakaplı daha küçük bir yoldaş fırtınası da var. Bu mürekkep vorteksleri, gezegenin baş döndürücü gök mavisi mavisine karşı öne çıkıyor, ancak görmek baş döndürücü olsa da, ömürleri kısadır ve bu da onları incelemeyi daha da zorlaştırır.

        Bu, Neptün’ün koyu lekelerinin bu kadar tuhaf davrandığı ilk zaman değil. Voyager 2 uzay aracı 1989’da gezegenin yanından geçtiğinde (hala bunu yapan tek uzay aracı) iki fırtına gözlemledi. Bunlardan biri, Dünya’nın büyüklüğünde büyük bir girdap olan orijinal Karanlık Lekeydi. Onun da bir arkadaşı vardı, Scooter lakaplı daha küçük, hızlı hareket eden bir fırtına. İlk gözlenen Karanlık Nokta da güneye ve ardından kuzeye doğru hareket ediyor gibiydi.

        Voyager 2 uzay sondasının görüntüleme ekibinin bir üyesi ve şu anda Association of Science’ın başkan yardımcısı Heidi Hammel, “Voyager ile büyük karanlık noktayı izlerken, boylamda yukarı ve aşağı salındığını gördük.” dedi. Astronomi Araştırma Üniversiteleri. “Voyager’da, özelliği uçuşa kadar geçen dört ila beş ay gibi bir süre boyunca takip edebilecek kadar zamanımız vardı. Bu fırtına çok büyüktü, büyük bir canavardı ”, Dünya gezegeni kadar büyük.

        Ancak Voyager ekibi, Hubble teleskopuyla fırtınaları tekrar gözlemlemek için zaman bulduğunda, yaklaşık dört yıl sonra, gittiler. Gökbilimciler, bir Neptün fırtınasının ortalama yaşam süresinin iki ila beş yıl arasında olduğunu ve uzun ömürlülüğünün büyüklüğüne bağlı olabileceğini tahmin ediyor. Bu, dış güneş sistemimizin en iyi bilinen diğer fırtınası olan ve zaman zaman küçülen ancak en az yüzlerce yıldır sürekli olarak çalkalanan Jüpiter’in Büyük Kırmızı Lekesi ile bir tezat oluşturuyor.

        Neptün’ün karanlık vorteksleri gezegenin derinliklerine dalar. Onları, buzlu dünyanın çekirdeğine kadar uzanan kökleri olan çok uzun bir ağacın gölgesi olarak hayal edin. Bu uzun bağlantı, fırtınayı her yöne doğru hareket ettirebilir ve rüzgarla güneye doğru sürüklenmesine veya kuzeye geri çekilmesine olanak tanır. Ancak bu büyük fırtınalar güneye, rüzgar alanlarının daha da güçlü olduğu gezegenin ekvatoruna doğru sürüklenirken parçalanabilirler.

        Gökbilimciler Neptün’e bakmak için Hubble’ı kullandıklarında yılda sadece bir atış yaptıkları için, mizaçlı atmosferi gerçekten izlemek zordur. Bilim adamları yeni fırtınaları fark ettiklerinde, onları yok olmadan önce gözlemlemek için sadece birkaç şansımız var. Dr. Hammel, “Bütün bu ortadan kaybolmaları, onlar hakkındaki en şaşırtıcı yönlerden biridir” dedi.

        İnsanlar bu fırtınaların yaşam döngüsünü daha iyi anlamak için gezegenin etrafında bir yörünge bulana kadar, bu mavi güzellikle ilgili cevaplardan daha fazla soruyla baş başa kalıyoruz. Dark Spot ve Dark Spot Jr. hayatta kalacak mı?

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | The New York Times

BAŞLIK GÖRSELİ | NASA

Neptün’ün Tuhaf Karanlık Noktası Read More »

Scroll to Top