Notit

Popüler Bilim

Her Şeyi Yiyen Gargantua-1

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 06.02.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        Kara delik öyle bir çırpıda geçilecek bir konu değil ama içinde kafa kurcalayan bir yer var ki o da kurgularda gördüklerimizin ne kadar bilim olduğu…  

Öncelikle;

“Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir.”

        Evet bu kabul ettiğimiz tanımın ufacık giriş bölümüydü. İşin bir de kurgu bölümü var ki çoğumuz “kara delik” ismini ilk orda duymuşuzdur. Bu yazıda “Interstellar” filminde yer alan “Gargantua” olarak adlandırılan kara delik üzerinden kara deliğin ne olduğunu Gargantua’nın ne kadar gerçek olabileceğini anlatmaya çalışacağım. Fazla uzun olmaması için iki bölüme böldüğüm “Her Şeyi Yiyen Gargantua” yazımın bu bölümünde kara delikler hakkında bilimin ne dediğinden bahsedeceğim. Yazıyı daha basit ve anlaşılır tutmak için formüllere ve diğer ayrıntılara burada değinmeden daha basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Interstellar evreninde Gargantua bir geçit gibi bizi A noktasından B noktasına götürdüğünü ve etrafına zamanda büyük bir sapmaya neden olduğunu biliyoruz. 

Peki bu fikre nereden kapıldılar? İçine giren olmadı ya da içinden çıkagelen biri olmadı. Hatta Interstellar yazıldığı yıl daha önce teleskoplarla bile bize kendisini gösteren bir kara delik de olmamıştı. 

        Interstellar’ın yazarları bilimle olabildiğince yakın bir kurgu ortaya koymak istiyorlardı. Bunun için Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde profesör olan kütleçekim dalgaları alanında yaptığı çalışmalarla nobel ödülü kazanan Kip Thorne’dan bilimsel danışmanlık aldılar.

Gargantua Görseli
Gargantua Görseli

        Bu noktada başa geri dönelim Kara deliklere tekrardan bakalım. Kara delikler, yıldızların içerisinde gerçekleşen füzyon tepkimesi bitip helyuma dönüşecek hidrojenleri kalmadığı yani ömürlerini tamamladıktan sonra içlerine çökmesi durumunda oluşan büyük kütleli ama küçük hacimli astrofizik cisimlerdir. Çekim kuvvetleri güçlü ve olay ufukları geniş olduğu için olay ufkundan daha yakında olan cisimleri kendilerine güçlü bir şekilde çekerler. Bunu daha kolay anlamak için 1,889,500X10^24 kg kütleye sahip olan Güneş’in çekirdeğinde üretilen kütlesi 0 kabul edilen, ışık hızıyla hareket eden fotonlar bile sadece 10,000,000 yıl sonra güneşin yüzeyine ulaşabiliyorlar. Eğer Güneş bir kara delik olsaydı, ki bunun olması için çapının 3 km olması gerekirdi, fotonlar dahi yüzeye ulaşamayacaktır. Böylece dışarıya ışık yayamayacağı için karanlık kalacaktı. Kara delikler de isimlerini bu özelliklerinden alıyorlar. 

       Kara deliklerin bir başka özelliği de yüksek kütlesiyle uzay-zamanı bükmesidir. Kara deliğe olay ufkundan daha fazla yaklaşırsanız artık ondan kaçamazsınız çünkü bunun için ışık hızından daha hızlı hareket etmeniz gerekir. Kara deliğin içerisinde düştüğünüzde dikkat etmeniz gereken diğer kara delik özelliği de tekilliktir. Tekillik, kara delik gibi yüksek kütlesel astrofizik cisimlerinin meydana getirdiği uzay-zaman kurallarının çalışmadığı alanlardır. 

Yazımın ikinci bölümünde kara delik hakkında bilimden öğrendiğimiz bu özelliklerinin Interstaller’da nasıl işlendiğini inceleyeceğiz.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

KARA DELİK | WIKIPEDIA

GUNES ENERJİSİNİN KAYNAĞI | TUBITAK

NÜKLEER FÜZYON | WIKIPEDIA

DÜNYA GÜNEŞ KARŞILAŞTIRMASI | NASA

HIGGS BOZONU | Citation: S. Eidelman et al. (Particle Data Group), Phys. Lett. B 592, 1 (2004)

HIGH ENERGY PHYSICS | CORNELL UNIVERSITY

OLAY UFKU | WIKIPEDIA

TEKILLIK | KARISTAD UNIVERSITY

BAŞLIK GÖRSELİ | EHT COLLABORATION
GARGANTUA GÖRSELİ | INTERSTALLER

Her Şeyi Yiyen Gargantua-1 Read More »

Çevrimiçi Laboratuvarlar | Uzaktan Eğitimde Teorik Derse Dönüşen Laboratuvarlarda Ne Oluyor? 

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 30.01.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 3 dakika

İnsanlık var olduğundan beri içinde bulunduğu evrenin yapısını ve işleyişini merak etmiştir. Bu merakına cevap bulabilmek için birtakım yöntemler geliştirmişlerdir. Bu yöntemlerin sistematik, düzenli ve çeşitli deneyler ile test edilebilen bilgi yoluna da bilim demişlerdir.

Bilim çok geniş konuları ele alsa da bunlardan bazıları, okullarda teorik ders olarak karşımıza çıkan evrendeki her maddenin işleyişini inceleyen fizik, maddelerin yapısını inceleyen kimya ve canlılığı konu alan biyoloji gibi fen bilgisi alanlarıdır. Bu alanlardaki konular okullarda pandemiden dolayı uzakten eğitim sisteminde teorik olarak işlenmek zorunda kaldığı için bu konular teoride sayısal verilerden oluştuğu için sadece matematik ile anlaşılması zordur.

Laboratuvarlarda ise teorik bilgilerin somutlaştırılması, daha iyi kavranması için modellemeler oluşturuluyor ve deney yaparak verilerin test edilebileceği ortamları bize sunuyor. Böylece laboratuvarlar, hesaplanan teorik verilerin doğruluğunu test etmeyi, gözlem yapmayı, bilimsel düşünmeyi, deney sonuçlarını değerlendirme ve yorumlama ile bu teorilerin kavranmasını kolaylaştırır. Ayrıca laboratuvarlarda ki çalışmalar ile yeni keşifler yaparak yeni teknolojiler üretilir.

Peki bir laboratuvarda nasıl çalışılır?

Farklı konular için farklı gereksinimler gerektiği için farklı laboratuvarlar oluşturulmuştur. Her laboratuvar aynı olmasa da ortak kuralları vardır. Bu kurallar öncelikle güvenlik kurallarıdır. Güvenlik önlemleri alınmadan laboratuvarda deneye başlanmamalıdır. Deneyde bir düzenek üzerinde çalışılacaksa önce düzenek kurulmalı ve test edilmelidir. Kullanılacak malzemeler, gerekli güvenlik önlemleri alınarak önceden hazır edilmelidir. Deney sonunda kullanılan malzemeler, gerekli güvenlik önlemleri ile temizlenmelidir. Deney boyunca, deney düzeneğini bırakmadan gözlenen her değişim not alınmalıdır ve deney sonrasında bu notlar ile deney raporu hazırlanması deney hakkında bize teorik bilgi vermesi için önemlidir.

Bu raporlar sayesinde deneyleri yapmadan, deneyde neler olacağını biliriz ve teorik bilgiye tekrardan deney yapmaya gerek olmadan ulaşabiliriz. Laboratuvarlar, pandemi sürecinde uzaktan işlenen derslerde gördüğümüz konulardaki hesaplamaların yapıldığı çalışma alanlarıdır. Gördüğümüz teorik hesaplamalar gerçek hayatta test edebileceğimiz yerler yine bu laboratuvarlardır.

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

Bilim Nedir?

Teoriler Kanıtlanmamış Fikirler Midir ?

Çevrimiçi Laboratuvarlar | Uzaktan Eğitimde Teorik Derse Dönüşen Laboratuvarlarda Ne Oluyor?  Read More »

Uzay Neden Önemlidir?

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 16.01.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        İnsanlık olarak gece yıldızları gördüğümüzden beri evrendeki yerimizi ve varlığımızı sorguluyoruz.. Bunun cevabını bulmak kolay değil. Uzaydaki yerimizi bulmak istiyorsak ilk önce içerisinde bulunduğumuz uzayı, evreni keşfetmeliyiz. 

Kitaplardaki tanımı; Evreni kaplayan; Dünya’nın atmosferi dışında ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, gök cisimleri hariç boşluğa verilen isim olan Uzay’a, Dünyamızdaki deniz seviyesinden yaklaşık 80-100 km yukarıya çıktığımızda ulaşmış sayılıyoruz.

        Uzay bizim için bu tanımdan daha fazlası. Gezegenimiz Dünya’da var olan her şey öncesinde uzaydaki yıldızların içerisindeki elementlerdi. Bu elementler “Büyük Patlama” sonrasında önce yıldızları oluşturdu ve zamanla yıldızların içerisinden koparak diğer elementler ile bir araya gelerek kendilerinden daha büyük kütleli cisimleri oluşturdular. Bu oluşum süreci biz insanları da kapsıyor. Çünkü Dünya içerisinde var olan biz insanların yapı taşları da uzaydaki yıldızlardan geliyor. Yani gökbilimci Carl Sagan’ın deyişiyle, hepimiz yıldız tozuyuz. Kendimizi “İnsan” diye adlandırıp diğer hayvanlardan soyutlasak bile hepimizin yapı taşları aynı hatta cansız olan nesnelerle bile aynı elementlere sahibiz. Sözgelimi vücudumuzdak elementlere bakacak olaraksak; %65 oksijen, %18 karbon, %9.5 hidrojen ve %3.2 nitrojen ve %4.3 oranında diğer elementlerden oluştuğumuzu görürüz.  Bu elementlerin ilk sentezlendiği yerlerin yıldızlar olduğunu biliyoruz.

 

İnsan Vücudu Elemanları Bileşimi

 

        Bu yüzden şuan evrendeki yerimizi bilmek için, zamanı geriye sarıp evrendeki ilk yerimize gitmeliyiz, yani yıldızlara bakmalıyız. Böylelikle neden, nasıl var olduğumuzu, Dünya’da yaşamın nasıl başaldığını, Dünya dışında başka nerede yaşamın olup olmadığını, Dünya dışında nerede yaşamaya devam edebiliriz gibi soruların cevaplarını bulmuş oluruz. Bunun için de yönümüzü uzaya çevirip araştırma yapmalı, araştırmalarımızı yapabilmek ve daha kesin sonuçlar elde edebilmek için uzay teknolojilerimizi geliştirmeliyiz. 

        Uzay teknolojilerimizi sadece uzaydaki yerimizi öğrenmek için değil bulunduğumuz konumda rahat ve sürdürülebilir bir yaşam için de geliştirmemiz gerekiyor. Önceleri dünyamızın hareketlerini anlamak için uzaya baktık gözlem yaptık ve bu bilgileri hayatta kalmak için kullandık. Sözgelimi binlerce yıl önce hayatta kalmak için yaşadığımız güvenli alandan uzaklaşıp av ararken güneşin kounumuna göre havanın ne zaman kararacağını bildiğimizden gece olup avcılarımız çıkmadan evimize dönebildik ve benzer birçok olayda uzaya bakmak  hayatımızı kurtarmıştır, medeniyetimizin gelişmesinde kilit rol oynamıştır. Gökbilimci Carl Sagan başka bir sözünde bu tür olayları “Modern insanlar astoronomların soyundan geliyor.” diyerek özetlemiştir. 

        Ayrıca kullandığımız uzaktan kumandalar gibi uzayla hiç alakası olmadığını düşündüğümüz birçok teknoloji de uzay çalışmaları ile gelişmiştir ve bu teknolojiler hayatımızda bize daha rahat bir yaşam sunmuştur. Fabrikalarımızı uzaya taşımayı dünyadaki kaynaklarımız biteceği için uzaydaki kaynakları kullanmayı hedefliyoruz. Çünkü dünyamıza iyi davranmıyoruz. Bunun sonucunda Dünya dışında çözümler arıyoruz. Yine bu çözümler için uzayı çok iyi anlamalı, gelişmiş teknolojiler icat etmeliyiz.

        Kısaca uzay, geçmişimizi öğrenmemiz, geleceğimizi daha rahat tasarlamamız için çok önemlidir. Umuyorum uzayı keşfettikçe öğrendiğimiz bilgiler ve geliştirdiğimiz teknolojiler medeniyetimizi olumlu yönde etkiler.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

Uzayın başlangıcı | NWS

Uzaktan kumanda | wikipeida.org

insan vücudu elemanları bileşimi | Anne Marie Helmenstine, Ph.D.

insan vücudu elemanları bileşimi görseli: Youst | Getty Images

Başlık Görseli | Hubble Space Telescope | NASA

 

Uzay Neden Önemlidir? Read More »

Teoriler Kanıtlanmamış Fikirler Midir ?

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 09.01.2021
Yazar: Emre Sezer
Ortlama Okuma Süresi: 4 dakika

        Bilim, evrenimiz içerisindeki her şeyi inceleyip neden-sonuç ilişkileri kuran sistematik disiplinler bütünüdür. Evrenimizdeki olguları açıklarken deneysel ve gözlemsel yöntemler kullanır. Bu yöntemler dahilinde edindiğimiz bilgilerin kesin ve geçerli olduğundan emin oluruz ve evrenimizin nasıl çalıştığını, ulaşmak istediğimiz sonuç için neler yapmamız gerektiğini bize söyler.

        Bilgileri bize dogmatik bir şekilde değil, izlediği sistematik yolların bir sonucu olarak denklem ya da formül olarak adlandırdığımız, yöntemler sunarak yapar. Bu yöntemlere ulaşmak için izlediği yollara okulda da öğretilen en basit ismiyle “bilimsel araştırma basamakları”dır. 

        Tam bu  noktada bazen yanlış bilgiler daha kolay kavransın diye öğretiliyor. Daha sonra ise doğrusunu anlatılsa da bilgi kirliliğine neden oluyor ve akıllarda yanlış olarak kalabiliyor. Bu yazımda bilim dünyasının kabul ettiği ve literatürde kullandığı teori tanımının aslında ne olduğundan bahsedeceğim.

        Merak ettiğimiz bir olguyu anlamak için ilk önce soru sorarız ve verdiğimiz ilk tahmini cevabımız bizim hipotezimiz olacaktır. Bu noktada bilim insanları araştırma yaparken bu hipotezlerini doğru varsayarak deneyler yaparlar. Buna araştırmacı ön yargısı denir. Sorunu iki bilinmeyenli durumdan tek bilinmeyenli hale getirdiğinden dolayı hızlı sonuç almak için önemlidir.

        Yapılan gözlem ve deneyler sonucunda bu hipotez ya değiştirilir ya da doğruluğu kanıtlanana kadar test edilir. Eğer çürütülecek sonuçlar çıkmazsa araştırılan olgunun açıklaması olarak kullanılırlar. Bu hipotezlerle diğer bilim insanları çalışmalar yaparlar ve hipotezlerin sonuçlarını evrenin yasası olarak kabul ederler. Söz gelimi kütle çekim kanunu maddelerin birbirini çektiğini ve aralarındaki çekim kuvveti ilişkisinin kütlelerin büyüklüğünün birbirlerine olan uzaklıklarının karesiyle ters orantılı olduğunu belirtir. Bu ilişki “Ters Kare Yasası” olarak da bilinir. Yani evren yasaları bize sadece havadan bırakılan elmanın yere düşeceğini söyler ama bunun nasıl olduğunu açıklamaz. Kapsamlı açıklamayı, yasaların yöntemlerini oluşturan hipotezlerin bir araya gelmesiyle oluşan teoriler yapar. Bu yüzden “Kütle Çekim Yasası”nı açıklamak için “Kütle Çekim Teorisi”ni kullanırız.

Kısaca bahsetmek gerekirse teoriler sadece bir tahmin, denenmemiş bir düşünce değil; birçok deney, gözlem, veya diğer yasalar ile ilişkileri ile test edilmiş ve bu testleri geçmiş evren yasaları olarak kabul edilen sonuçların açıklamalarıdır. 

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

Kütle Çekim Yasası | The Principia: Mathematical Principles of Natural Philosophy

Ters Kare Yasası | wikipeida.org

BAŞLIK GörseLİ | Karsten E. Zegwaard The University of Waikato · Work-Integrated Learning Unit CHP BSc MSc(Tech) PhD

 

Teoriler Kanıtlanmamış Fikirler Midir ? Read More »

Neden Tüm Gezegenler Yuvarlaktır?

[Science Focus yazısından çevrilmiş ve düzenlenmiştir]
Tarih: 07.01.2021
Yazar: Fuat Bayrakçı
Ortlama Okuma Süresi: 5 dakika

Evrenimizde yaklaşık bir sekstilyon gezegen vardır. Bir sekstilyon o kadar büyük bir sayı ki, hayal etmek neredeyse imkansız, ama onu bir tür bağlama yerleştirmek gerekirse, Dünya bir kutup ayısından yaklaşık sekstilyon kat daha ağırdır. Anlayabileceğiniz üzere bu çok büyük bir sayı. Ama Evrendeki sekstilyon gezegenin her biri yuvarlaktır. Aralarında tek bir küboid, on iki yüzlü veya piramit biçimli biri yok.

Peki Gezegenler Neden Yuvarlaktır?

        Gezegen, bir yıldızın etrafında dönen bir kaya ve toz bulutu olarak başlar. Parçacıklar, tek bir damla oluşturana kadar yerçekimi nedeniyle birbirlerini çekerler. Bu damla daha fazla maddeyi kendine çekerken, yoluna çıkan her şeyi toplayana kadar gitgide büyür.

        Yerçekimi her yönde eşit olarak çalıştığından, damla yuvarlak hale gelir. Bir barda yuvarlak bir masaya mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışan bin kişilik bir kalabalık hayal edin. Sıra, masanın bir tarafında daha uzun, diğer tarafında daha kısa ise, yeni gelenler daha kısa sıraya katılır ve sonunda kuyruklar eşitlenir, Bu durumda yerçekimi böyle çalışır.

Gezegenler Mükemmel Bir Küre Mi?

        Yuvarlaklık mükemmel değil. Örneğin Dünya, bir “basık sferoit(kutupları yassılaşmış, küremsi)”. Neredeyse küreseldir ancak ortasında bir çıkıntı vardır. Bunun nedeni gezegenin dönüşüdür.

        Dünya kendi ekseni etrafında her bir kez döndüğünde, ekvator kutuplardan daha ileriye gider. Bu, ekvatordaki toprağın kutuplardakinden daha hızlı hareket ettiği anlamına gelir ve bir şey ne kadar hızlı dönerse, o kadar fazla dışarı fırlar.

        Dünyanın basıklığı çok büyük değil: öyle ki ekvatorun çevresi 40.076 kilometre iken, kutupların çevresi 40.009 kilometredir. Bununla birlikte ekvatorun yarıçapı 6378 km., kutupların yarı çapı 6357 km. olarak hesaplanmıştır. İki bölgenin yarı çaplarının ve çevresinin arasındaki fark, Dünya’nın geoit olmasının bir sonucudur.

        Bu etki, pek sağlam olmayan diğer gezegenlerde çok daha büyük. Büyük ölçüde gazdan oluşan Satürn’ün çapı, ekvator üzerindeki iki nokta arasında kutupları arasında olduğundan 11.000 kilometre daha uzundur. Bu fazladan kalınlık da çarpıcı sonuçlar doğurabilir: Eğer bir gezegen ortasında yeterince fazladan kütle toplarsa, tüm parça uzaya fırlatılabilir ve sonunda bir aya dönüşebilir. Ancak küp şeklinde bir ay umuyorsanız, epey bir süre bekleyeceksiniz.

Come 67P

        

Asteroitler ve uydular gezegenlerden daha küçüktür, bu yüzden daha az yerçekimine sahiptirler ve bu, daha az yuvarlak oldukları anlamına gelir. Yukarıda resmi görülen Comet 67P, Dünya’nın ağırlığının trilyonda biri kadardır (yaklaşık bir milyar kutup ayısı ağırlığındadır) ve çok garip bir şekli vardır.

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

ÇEVİRİ | Science Focus

BAŞLIK GÖRSELİ | SCIENCE FOCUS

comet 67p görseli | ESA/Rosetta

Neden Tüm Gezegenler Yuvarlaktır? Read More »

Bilim Nedir ?

[Özgün Yazıdır]
Tarih: 30.12.2020
Yazar: Emre Sezer
Ortalama Okuma Süresi: 6 dakika

        Bilim, neden, merak ve amaç besleyen fiziki evrenin deney, gözlem, düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde incelenmesini de kapsayan entelektüel ve pratik disiplinler bütünüdür. 

        Bu bilimin sıkıcı tanımıdır. Bu tür tanımlar çok açık bilgiler vermez bize. Bu yazıda sıkıcı tanımlar yerine bilimin ne iş yaptığı daha somut tanımlama ve örneklerle anlatmaya çalışacağım. İnsanlık kendi varlığını fark etmeye başladıktan sonra ilk rutin işi de oluşmuştu. Merak etmek. Kendini, neden acıktığı, neden canı yandığı, neden gece göremediği gibi günlük hayatındaki ihtiyaçlarının nedenlerini sorgulayarak ilk kez merak etti ve evrimsel sürecinin de her anında bu rutinini sürdürmeye devam etti.

        Başından beri sorular aynıydı ama ilk zamanlar cevaplar farklıydı ve her zaman tatmin edici değildi. İnsanlık, gündelik yaşantısını derinden etkileyen olaylar için doğru cevabı bulması gerektiğini biliyordu ve bunun için oluşturduğu yöntemlerle bilim adını verdi. Bilim gündelik hayatımızdaki sorunlara veya hayatımızı kolaylaştıracak yöntemler için de doğru cevapları arar. 

        Söz gelimi Nil nehrinin kenarında yaşayan bir topluluk Nil nehri taşınca tarlaları ve evleri zarar gördüğü için buna bir çözüm aradılar. İlk çözümleri adak adamak, dolunayda şarkı söylemek gibi yöntemler olsa da bunu yöntemlerin işe yaramadığını fark edince gözlem yapmaya başladılar ve bu gözlemlerini not aldılar. Daha sonrasında bu gözlem ve sistematik notları sayesinde zamanı yıla, yılı da mevsimlere bölerek belirli mevsimlerde tarlalarına ekim yapmamaya, evlerini suda dirençli malzemelerle ve tepe noktalara yapmaya başladılar. Böylelikle bilim farklı yerlerde ama benzer şekillerde gelişmeye başladı. 

        Zaman geçtikçe insanlarla beraber bilim de gelişti. Bir olgunun bilim olabilmesi için çeşitli kısıtlamalar getirildi. Daha ilk başta bilimi icat eden topluluğun yaptığı gibi önce problemin tespiti bilim yapmak birinci adımdır, daha sonra aynı topluluk gibi gözlem yapıp veri toplanması gerekir. Bu verilere dayanarak ortaya bir hipotez yani fikir atılır. Bu noktadan sonra her bilim insanı incelediği olaya araştırmacı önyargısıyla yani ürettiği hipotezi ile yaklaşır ve bu hipotezini çeşitli, kontrollü deneylerle sınar. Deneyler sonucunda hipotezi eğer geçerli değilse önceki adımlara geri döner ver eksik noktayı bulmaya çalışarak aynı adımları takip eder. Eğer yaptığı kontrollü deneyleri hipotezini destekliyorsa bir yöntem üretmiş demektir. Bilimin en harika özelliği de bilimsel teorilerle kanıtlanan her şey her ilk denemede kesinlikle çalışmasıdır. Yani bilim ne derse doğrudur ve bize asla yalan söyleyemez. Peki bilim neden bize yalan söyleyemez? Çünkü söylediği her şeyi kanıtlamak zorundadır. Bilim bir olguyu söylemeden bunu test eder ve deney ile hipotezi çelişiyorsa yukarıdaki basamakları takip ederek doğru cevabı arar ve sadece doğru cevabı bulduğunda konuşur.

        Kısaca toplamak gerekirse bilim hayatımızın her anında yaptığımız her işte vardır. Hayatımızı sürdürmemiz ve daha iyi bir yaşam için şarttır. Asla bize yoktan bir sayı vermez yaşadığımız evren nasıl çalışıyorsa sadece onu keşfeder ve kurallarını bize anlatmaya çalışır. 

 

 

KAYNAKÇA & İLERİ OKUMA

BİLİM | etymonline.comMISIR TAKVİMİ | wikipedia.org

başlık görseli | pıxabay.com

Bilim Nedir ? Read More »

Scroll to Top